Doğru Diye Bildiklerimiz Doğru mu ? - 2

2007-08-20 15:45:00

                Evlerimizdeki televizyonlarda çokça gösterilen Amerikan ve Avrupa ülkeleri filmlerinde sıkça kiliseleri görüyoruz, izliyoruz.  Allah’a eş koştukları İsa Peygamber’in, Meryem Ana’nın heykelleri önünde tapınıyorlar, ibadet ediyorlar.  İçimizden kınıyoruz. Allah’a eş koştuklarını düşünüyoruz. Ve ŞİRK de en büyük günahtır, biliyoruz.           Ya  biz ne yapıyoruz, değerli Müslüman kardeşlerim:    İnanç sistemimizde  çok yerinde bir  kural ve kabul ile putlaştırılmaması için  sevgili Peygamberimizin resim ve heykelini yapamıyoruz.  Yapabilsek kınadığımız Hıristiyanlar gibi ibadethanelerimizde yani camilerimizde  baş köşelere koyup  onu kutsayıp, bir şekilde  karşısında saygı gösterisinde bulunmayacak mıydık, putlaştırmayacak mıydık zannediyor sunuz ?      Fırsatını bulduk mu, insanlığın en büyük  zaafı olan şirk huyumuzu ortaya koyuyoruz. Peygamber’imizin sakal kılları için saygı törenleri, ayinleri düzenliyoruz. İyi ki  resim ve heykellerini yapmak yasak ve dinimizde ayin yok. Yoksa; bu işi de abartır ve Hıristiyanları da geçerdik.      Fakat  ve iyice bir düşünelim. Bu şirkleştirme davranışlarımızı tamamen önleyebildik mi ?  Peygamber’imizin de onaylamayacağı davranışlarımızdan vazgeçtik mi ?      Evet, ne yapıyoruz ?  Resmini ve heykelini yapıp Camilerimize koyamıyoruz ama  MUHAMMED yazısını Arapça  orijinal şekliyle yazıp, ibadethanelerimizde ve hatta evlerimizde ALLAH yazısı ile birlikte  yüksekçe yerlere ve ALLAH yazısı ile birlikte, yan yana ve eşit yükseklikte asmıyor muyuz. ? Nerede görülmüştür ki  Aslı ile elçisi benzer ve hatta eşit saygı ile anılır ? Özellikle birisi bu muazzam kainatın yaratıcısı ve her şeyden münezzeh YÜCE ALLAH, diğeri ise, faniler... Devamı

SESLİ AZINLIK - SESSİZ ÇOĞUNLUK

2007-08-15 16:54:00

         SESLİ AZINLIK, SESSİZ ÇOĞUNLUK.     Yakın zaman önce, Cumhuriyet mitingleri ile kıyametler koparıldı. Yüz binler milyonlar meydanlarda oldu. Bir feryat, bir figan. Nutuklar, söylevler. Haberler, fotoğraflar, yazarlar, yazılar; makaleler, makaleler. Cumhuriyet elden gidiyor !     Bu sesli ve çok şamatacı çoğunluk gibi görünen, gösterilmek istenilen azınlığın karşısında, telaşsız sakin ve sessiz çoğunluk. İzledi, izledi, gözlemledi ve kararını verdi. Cumhuriyete ben sahibim. Cumhuriyet elden gidemez. Halk rey sahibi ise, seçim varsa, Cumhuriyet de vardır. Cumhuriyet budur !   Sesli azınlıkta, bir şaşkınlık, olanları kavrayamamak. Kabullenememek ve yine öfke. Halkına güvensizlik, kırgınlık, kızgınlık...Yine felaket senaryoları. Yine gizli ve açık askere davetiye. Askerle korkutma !     Eski fikirleri ve söylemleri sebebiyle Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olmamalı ! Çünkü o bizden, bizim azınlığımız içinden biri değil.    İnsanlar değişim ve gelişim içinde olamazlar mı ?    --  Nayır, nolamaz !    Buna ne denir biliyor musunuz ? Eski ve güzel bir Anadolu deyimi ile:    DOĞMAMIŞ ÇOCUĞA DON BİÇMEK ... Devamı

İmamların Fazla Mesai İsteği

2007-08-14 20:17:00

                  Kısa bir süre önce gazetelerde çıkan  aşağıdaki haber dikkatimi çekmişti. Haberde görüldüğü gibi eski Diyanet İşeleri Başkanımız konuyu güzel yorumlamış. Fakat bende takıldığım bir iki yönünü belirtmek istiyorum.   İMAMLARIN sabah ve yatsı namazları için fazla mesai isteği, "ya imamlar greve giderse" tartışmasını başlattı.        Eski Diyanet İşleri Başkanlarından AKP’li Said Yazıcıoğlu, "imam grevi" için "Çok uçuk ve tuhaf bir şey olur. Biraz fantezi" dedi. "Ancak, sendikal hak verildiğine göre, ne kadar uçuk gelse de grev işi de gündeme gelebilir" diyen Yazıcıoğlu, şunları söyledi: "Mesai saatlerinin çokluğundan söz ediliyor. Doğrudur, sabah ve yatsı diye baktığınız, normal çalışanların mesailerinin dışına taşan zaman uzun bir süreye yayılıyor. Ama, günde beş vakit namaz, hepsini topladığınız zaman süre olarak çok fazla bir vakit de olmayabilir. Karşılanabilecek bir talep olduğunu sanmıyorum. Çok uçuk ve tuhaf bir şey olur, grev. Ama, sendikal hareket olduğu zaman benzeri şeyler de olabilir. Doğrudur, hafta sonu tatilleri de yok imamlarımızın. Ama yaptıkları iş, her inanan insanın beş vakit yapması gereken bir ibadet türü. Devlet bunun karşılığında da para veriyor. Ama uçuk olsa da grev gündeme gelebilir."       Evet, din adamları bizim ülkemizde Devlet himayesinde ve memur statüsündedir. Fakat böyle bir görev sıradan bir memuriyet gibi düşünülebilir mi. Yaptıkları iş bir memuriyet mesaisi gibi algılanabilir mi ? Bu konularda tereddütlüyüm.       Mesai gibi algılanılırsa, beş vakit namaz için toplam çalışma saatleri günde iki saati geçmez. Fakat konunun önemli tarafı, bu görev bir inanç işidir, gönül işidir. Gönüllülük gerekir. Bir imam statü olarak devlet memurudur fakat yaptığı işi mesai olarak algılamak bana ters geldi.       Tüm ins... Devamı

DİNCİ Kelimesini Beğeniyor musunuz ?

2007-08-14 13:49:00

            DİNCİ Kelimesini Beğeniyor musunuz ?        Bu sorum dini inançları zayıf olanlara ve hiç olmayanlara değil, birazda olsun inanç sahibi olanlara. Son 10 – 15 senedir. Dinci aşağı, dinciler yukarı. Türkçe’mizde bu kelimenin karşılığı olarak dindar kelimesi kullanılıyordu. Ne oldu da, bu kelimeden vazgeçildi de yerini dinci kelimesi aldı.      Önceleri dini inançları yaşayanları isimlendirme açısından bir kademelendirme vardı. Dini inançları biraz güçlü ama katı olmayan insanlara, yani ılımlı olarak kendi halinde dini inançlarını yaşayanlara dindar denirdi. Dini inançları biraz daha güçlü olup, her konuya inanç açısından yaklaşanlar mutaasıp diye isimlendirilirdi. Taassupta daha ileri gidip, belirli görüş ve yorumlara sıkı sıkıya bağlı, müsamahasız kişiler de bağnaz veya yobaz diye nitelendirilirdi.        Son yıllarda artık bu kademelendirme genellikle ortadan kalktı. Ve tüm inançlılar DİNCİ diye isimlendirilir oldu. Dinci ne demek, inançlı insanlar din mi alıp satıyor ? Tüm inançlıları aynı kefeye koymak doğru mu ?       Kendini dindar grubunun içinde gören, kendi halinde inançlarını yaşayan, yobazlığa, inançsızlardan daha fazla karşı olan ben, bağnazlarla aynı platformda görünmekten rahatsız oluyorum.       Dindar kardeşlerim, siz ne der siniz ?... Devamı

ZAMANIMIZDA KÖLELİK VAR MIDIR ?

2007-08-13 10:27:00

    Böyle bir soruya hemen: Tabii ki yok. Bu 21. Asırda kölelik olabilir mi ? Herkes hürdür, şeklinde cevap verilecektir. Evet ilk bakışta bu cevap doğru gibi görünüyor.           Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1948 yılında aldığı bir karar ve sonucunda ilan ettiği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ nin 4. Maddesi, Avrupa ülkeleri 1950 yılında kararlaştırarak yürürlüğe koydukları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ‘ nin 4. Maddesi ile insanların kul ve köle edilmesini reddetmiş ve yasaklamıştır. Ülkemizde bu beyanname ve sözleşmeler kabul edilmelerinden sonra kısa süre içinde onaylamıştır.         İNSANLIK BU OLAYI NE GÜZEL ÇÖZÜMLEDİ değil mi ?        Gelelim konunun dini yönüne . Kur’an’da kölelik ile ilgili hükümlere bir göz atalım: Özet halinde ayet hükümleri :       *** Köle ve cariyeleri hürriyetine kavuşturun ( 2/177, 3/35, 4/92, 5/89, 24/33, 58/3, 90/12-13 )       *** Kazaen öldürülen mümine karşılık köle azat ediniz. ( 4/92 )      *** Zihar yapan ( karısını kendisine haram kılan ), ceza olarak köle azat etmeli ( 58/3 )      *** Bekarları ve köleleri evlendirin ( 24/32 )     *** İnançlı bir köle ile nikahlanmak, müşrikle nikahlanmaktan daha hayırlıdır. ( 2/221 )     *** Kölelere iyilik ediniz ! ( 4/36, 16/71 )    Görüldüğü gibi dinimizin kaynağı Kur’an’da kölelik yasaklanmıyor. Fakat, köleleri azat etmek ve onlara iyilik etmek tavsiye ediliyor. Ceza müeyyideleri içinde, köle azat etmek de var.      Dinimize ve Kur’an’a itiraz noktalarından önemli bir konu da bu . Bu gün insanlığın reddettiği ve yasakladığı kölelik neden dinimizde aynı şekilde reddedilmiyor ?    Değerli okurlar düşünelim. Bu gün insanlı... Devamı

ÖLÜM KORKUSUNDAN KURTULMAK İSTER MİSİNİZ ?

2007-08-11 18:09:00

        İnsanların korkuları olur. Çeşit çeşit ve her insanda farklı. **  Bazıları karanlıktan  korkar, bazıları da fazla aydınlıktan, ve loş mekanlar arar **  Bazı kişiler yalnızlıktan korkar, bazıları da kalabalık içinde olmaktan… **  Bazı insanlar hastalık hastasıdır. Her an kendini dinler, iki saatte bir vücut ısısını ölçer. **  Kimilerinde yükseklik korkusu vardır. Kimileri de kapalı yerlerde kalamaz. Bu listeyi uzatıp gidebiliriz.  Belki de insan sayısı kadar korku çeşidi vardır. Fakat tüm insanlarda diye genelleyebileceğimiz bir korku çeşidi  daha vardır, ÖLÜM KORKUSU. Ölüm korkusu da herkeste farklı sebeplere dayanır. **  Bazıları sevdiğinden   veya sevdiklerinden ayrılacağı için, ** Bazı kişiler de  dünya yaşantısına ve zevklerine doyamadıkları  için  ölümden korkarlar. **  Genellikle de  ölümle yok olup gitmekten… Evet, ölüm korkusu az veya çok herkes de vardır. Ama bazı kişilerde çok fazla… Öyle ki tüm yaşamlarını kavrar ve kapsar. Her an ve her dakika bu korkunun etkisindedir. Bu korkunun esiridirler. Kabussuz ve rahat bir uyku uyuyamazlar. Ben size bir ilaç ve bir reçete önereceğim. Bu korkunuz yok olacak.  Daha huzurlu ve mutlu bir yaşamınız olacak. Bu korkunun ilacı nedir, biliyor musunuz ?  ALLAH SEVGİSİ Allah’ı severseniz, ama  gerçekten severseniz. Gerçek gücünü sanatını, büyüklüğünü, adaletini ve tüm özelliklerini tanıyıp severseniz. Bu korkudan kortulacaksınız. Gerçek Allah sevgisine de  ulaşmak öyle de kolay ki … **  Allah’ın tüm özellikleri Kur’an’da verilen isimleri ve sıfatlarında saklıdır. Her isim ve sıfatı tek tek  ele alıp, anlamağa, kavramağa çalışacaksınız. Ve de bu isim ve sıfatlar  ile Yüce Allah’ı anmağa…  Ayrıca  tüm canlı ve cansız yaratılmışları, yani eserlerini inceleyeceksiniz.     Emsalsiz... Devamı

BİR DE BU PENCEREDEN BAKIN !

2007-08-06 22:22:00

                Yüce Allah insana yükümlü kıldığı, yani farz kıldığı her şeyin bir hikmeti ve  özellikle insanın kendisine  faydası vardır. Bunların başında namaz ibadeti gelir. Bu yazıyı İNSANIN ALLAH’A EN YAKIN OLDUĞU AN isimli yazıma bir yorumla katkıda bulunan bir kardeşimin verdiği ilham sebebiyle yazıyorum. Bu kardeşim namaza başlamağa niyetlenmiş ama, nefsini yenip bir türlü başlayamıyormuş. Bu başlangıçta herkeste böyle oluyor. Nefsiyle muhasebe ve mücadele . – Başlayayım mı, başlamayayım mı ? Başladım mı sürdürmem lazım. Günde beş vakit. Abdest alacaksın ve namaz kılacaksın. Bu işi becerebilir miyim ?  Ya başaramazsam ?  Yarıda bırakırsam. Allah'a karşı mahcup olursam. Evet bu muhasebe herkes de böyle oluyor. Bu iç hesaplaşmaya başlayanlar mutlaka namaza başlarlar. Bu değerli kardeşim üzülmesin. Gönlüne namaz ilhamı düşenlerde bu iç hesaplaşma ne kadar uzun sürerse, sonuç da o kadar başarılı olur. Başlarlar ve namazı bir daha terk etmezler. Namaza yeni başlayanlar ile ilgili olarak değerli Hocamız  Süleyman Ateş’in verdiği bir bilgiyi de burada arz ediyorum: Namaza , hangi yaşta olurla olsunlar muntazaman kılmaya başlayanlar için, geçmiş kılmadıkları dönem için kaza mükellefiyetleri yoktur. Yeni ve beyaz bir sayfa açmışlardır. Onlar için geçmiş değil gelecek önemlidir. Muntazaman devam ettirmeye çalışacaklardır. Bakın bu başlangıç ile birlikte kişide ne gibi değişim ve gelişmeler olur: **  Eksiklik ve suçluluk duygusu yok olur. Yaratanına karşı görevini yapmanın, sorumluluğunu yerine getirmenin huzuru tüm benliğini sarar. Suçluluk duygusundan ve tedirginlikten kurtulur. Hayatı bir başka anlam kazanır. ** En önemli ibadet Allah’ı anmaktır. Namaz bu işlevi yerine getirmenin en önemli ve garantili yoludur. İnsan ruhu ancak Allah’ı anmakla gerçek huzuru  bulur, sükuna erer ve mutluluğa adım atar. **  Allah’ı anmakla ki... Devamı

DOĞRU BİR TANEDİR

2007-08-05 21:29:00

        EĞRİNİN SONSUZ ÇEŞİDİ VARDIR FAKAT DOĞRU BİR TANEDİR   Matematikteki eğri çizgilerin, insan hayatındaki eğri, yanlış ve hatalı davranışların sonsuz denebilecek kadar çok çeşidi vardır. Fakat, matematikteki doğru çizginin bir tane olduğu gibi insanların davranışlarında da gerçek ve doğru olan yalnızca bir tanedir. Din alanında da böyledir ve böyle olmalıdır. Ama uygulamada tuhaf ve mantık dışılıklar da gündemde. İki türlü din yaşantısı, yorumu ve uygulamaları var hayatımızda. Birincisi klasik,  kişilerin yani mezhep imamlarının  yorum ve uygulamalarına dayalı, geleneklerin dinleştiği; bir ölçüde hurafelerden kendini kurtaramamış, hadislerin  sahih ve uydurma olup olmadığına dikkat edilmeden kabul edildiği geleneksel din yaşantısı. Diğeri  son 20 yıldır, öne çıkmağa başlayan, kişilere değil Kur'an'a endeksli, gerçeği bulma ve uygulama  ağırlıklı , araştıran inceleyen Müslümanlık anlayışı. Bu geleneksel ve geleneklerin dinleştirildiği dini çevrelerde dikkati çeken bir uygulamayı burada arzediyorum: Bazı sayın ve isimlerinin önlerinde Profesör, Doktor, Doçent gibi ünvanlar da bulunan zatlar; televizyon programlarında dinleyicilerinin, bazı gazetelerde de okuyucularının sorularına cevap veriyorlar:  '' Bu konuda doğru .... mezhebine göre şöyledir, .... mezhebine göre şöyledir, .... mezhebine göre böyledir.......  ''   Bir konuda ve dini konularda bir çok doğru olmaz. Doğru bir tanedir. Bu doğru da dini konularda Kur'an'da belirlenen veya Kur'an hükümlerine ve  ruhuna uygun sünnet ve hadislerdedir. Bunları araştırıp bulmak gerekir.  ... Devamı

Kur'an'ın Anlatımındaki Dağınık Görüntü

2007-08-05 21:25:00

      ANLATIMDAKİ DAĞINIK GÖRÜNTÜ        KUR’ANIN TERTİP ÖZELLİĞİ            Kur’an daha önce de belirttiğimiz gibi, 22 ylıdan fazla bir sürede yani 22 yıl 2 ay 22 gün devam eden sürede parça parça inmiştir. Sure ve ayetlerin dizilişi bu iniş sırasına göre değil, Peygamberimiz tarafından yine vahiyle yapılan bir düzenlemeye göredir. Kur’an’da bu gün art arda bulunan sure ve ayetlerin aralarında,iniş süreleri bakımından birkaç , hatta birkaç senelik zaman farkı olanlar vardır. Kur’an mevcut düzeni bakımından, insanlığın bildiği tanıdığı tüm kitap örneklerine aykırı bir özelliktedir. Kur’an’ın diğer kitaplar gibi bir önsözü yoktur. Ve yine diğer kitaplarda olduğu gibi, sınırlı konuları içeren bir bölümlenme ve konu başlıkları yoktur.      Farklı konulu ve amaçlı ayetlerin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuştur Öğüt ayetlerinden sonra mücadele ve savaşa ( cihad ) çağrı ayetleri, ondan sonrada hukuk kuralları ile ilgili bir ayet, daha sonra da herhangi bir peygamberin hikayesi ( kıssa ) gelebilmektedir. Bu ve benzeri özellikler ile de alışılmış yazı kurallarına ve bilinen tertip şekillerine uymamaktadır.      Örnek olarak Kur’an’ın 10. sırasında yer alan YUNUS suresi inceleyelim: Bu surede, 1. ve 36. sureler arasında toplam 36 ayetle inkarcıların Kur’an hakkındaki şüpheleri ve bunlara verilen cevaplar ile şüphelerin iptali konusu işlenirken, 37. ayette inanmayanlara Kur’anla meydan okumaya geçilmekte ve bu anlatım 20 ayetle devam etmektedir.          " De ki : ‘ Sizin ortak koştuklarınızdan yaratmayı önce yapacak, öldükten sonra da çevirip tekrar yapacak var mı ‘ ? De ki : ‘ Allah, mahlukatı ( yarattıklarını ) önce yaratır, sonra çevirir yine yaratır. Artık nasıl saptırılırsınız ? ... Devamı

KOLESTEROLE KESİN ÇÖZÜM

2007-07-27 16:41:00

        Kolesterol Nedir ?, Kimler Risk Altında ?   Kolesterol nedir? Kolesterol yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir. Kolesterol beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunur. Vücut kolesterolü kullanarak hormon (kortizon, seks hormonu....), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir. Bu işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir. Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa bu kan damarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına (arteriyoskleroz) yol açar. Arteriyosklerozda damar duvarında biriken tek madde kolesterol değildir; akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum... gibi maddeler de birikir. Toplumda arteriyoskleroz için damar sertliği, damar kireçlenmesi gibi ifadeler de kullanılmaktadır.Damarlar tüm vücutta yaygın olarak bulunur ve kalp, beyin, böbrek... gibi organlara kan taşıyarak bu organların görev yapmasını sağlar. Kolesterol hangi organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar ortaya çıkar. Örneğin; kalbi besleyen atardamarlarda (koroner arterler) kolesterol birikimi olursa göğüs ağrısı, kalp krizi gibi sorunlar oluşur. Böbrek damarlarında kolesterol birikimi yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.   İyi kolesterol-Kötü kolesterol Kolesterol, yağımsı bir maddedir. Normal koşullarda, yağ suyun içinde çözünmez. Kolesterol de su özelliklerini taşıyan kanda normal koşullarda çözünmez. Kolesterol, kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir (paket edilir). Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. Değişik tipte lipoproteinler vardır:1.LDL (low density lipoprotein, düşük yoğunluklu lipoprotein): Kötü huylu kolesteroldür.2.HDL (high density lipoprotein, yüksek yoğunluklu lipoprotein): İyi huylu kolesteroldür.HDL ve LDL kolesterolden başka lipoproteinler de vardır. Yağ metabolizması bozukluğu olan hastaların yaptı... Devamı

Alkol Raporu - 3 :ALKOLÜN SOLUNUM VE DOLAŞIM SİSTEMİNE ZAR

2007-07-26 19:52:00

        ALKOLÜN  SOLUNUM SİSTEMİNE ETKİLERİ   1-                Ağız ve Yutak Kanseri  ( Orofaringeal Kanser ) 2-              Gırtlak Kanseri  ( Larinks Kanseri  ) 3-              Müzmin Solunum Yolları ve Akciğer Hastalıkları 4-              Akciğer Veremi : Kötü beslenme ve bakımsızlık sonucu normal fertlere göre daha yüksek oranda görülmektedir.     ALKOLÜN DOLAŞIM SİSTEMİNE ZARARLARI   1 – Alkole Bağlı Kalp Kası Bozukluğu: ( Alkolik Kardiyomiyopati )  Kalp kası bozulduğunda kalp adalesi normal yapısını kaybeder. Kalp adalesi büyür, zayıflar. Kalbin bizzat kendis de büyür, kalp yetmezliği ve sonuçta ölüm oluşur.   2 -  Alkole Bağlı Yüksek Tansiyon : ( Hipertansiyon ) Yüksek tansiyon, miyokart enfarktüsü ( kalp sektesi ) ve beyin damarlarında kanamaya bağlı felçler için önemli bir risk faktörüdür. Bir çok araştırmalar alkol kullanımının yüksek tansiyona yol açtığını göstermiştir. Mesela günde3-4 bardak içki içenlerde, içmeyenlere göre % 50  oranında, daha fazla içki alanlarda ise % 100,yani tamamında YÜKSEK TANSİYON OLDUĞU İSPATLANMIŞTIR.   3      - Aritmiler ( Kalp ve nabız düzeninin bozulması ) 4      -Beyin Damarlarındaki Kanamalara bağlı Felçler 5      -  Ani  ölümler   Not: Sigara ve alkol ile uyuşturucu hakkında verlen bilgilerde Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlarından  Prof. Dr. Alpaslan Özyazıcının ALKOLLÜ İÇKİLER VE DİĞERLERİ isimli eserinden faydalanılmıştır.  ... Devamı

ALLAH SEVGİSİNİN İŞARETİ

2007-07-26 16:10:00

            Kur’an’da 90 a yakın ayette, Allah korkusu işlenmiştir. Aşağıdaki örnekler gibi:       *** Ey iman edenler ! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun. *** ( 9/119 )      *** Onların yalvarıp durduklarını, Rablerine hangi daha yakın diye vesile ararlar ve rahmetini umarlar, azabından korkarlar; çünkü Rabbinin azabı korkunçtur. *** ( 17/57 )       Allah sevgisinden ise yalnızca bir ayette bahsedilmektedir:      *** İnsan arasında, Allah’ı bırakıp, O’na koştukları eşleri tanrı edinenler vardır. İman edenlerin Allah sevgisi ise daha kuvvetlidir. Zalimler azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Alah’ın azabının çok şiddetli olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi. *** ( 2/265 )      Allah’tan korkun ! mesajı veren bir çok ayet olduğu halde Allah’ı sevin ! mesajı veren tek bir ayet dahi yoktur.       Neden ? Çünkü. Hiç bir büyük, yüce ve ulu bir varlık beni sevin demek basitliğine düşmez ve böyle bir istek şanına yakışmaz. Allah sevgisi kendiliğinden gelir.        Ve Allah sevgisinin başlangıcı ve ilk basamağı Allah korkusudur. Korku duygusu ile korktuğu yüce varlığı anlamayı ve tanımayı amaç edinir. Tanıdıkça, eserlerini, büyüklüğünü , büyük sanatkarlığını anladıkça, kavradıkça korku duygusu ikinci plana düşer. Hayranlık duygusu ve bunun paralelinde sevgi duygusu öne çıkmağa başlar.        Başlangıçta Allah’ın azabından, korkusundan, cezasından çekinerek Allah’a saygı duyan kişi, Allah’ı tanıma yolunda önemli adımlar atabilmişse  O’na olan sevgisi ön plana çıkmaya başlar.       Başlangıçta Allah’a korku duygusu ile ibadet etmekte iken sonradan sevgi ve saygı ile ibadete ihtiyaç d... Devamı

KABİR AZABI YOKTUR !

2007-07-24 16:24:00

      KABİR AZABI YOKTUR       Kur’an’da 250 den fazla ayette azaptan bahsedilir. Hepsinde de ahiretteki ve dünyadaki azap söz konusudur. Kabir azabı ile ilgili bir tek ayet yoktur.      *** Hasılı, o küfredenlere dünyada ve ahirette şiddetli bir azap ile azap edeceğim; hem onlara yardımcılardan eser yoktur. ( 3/56 ) ***    *** Fakat onlar, Allah’a verdikleri sözü ve kendi yeminleri birkaç paraya satanlar, işte onların ahirette hiç nasibi yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacak. Onların hakkı acı bir azaptır. ( 3/77) ***     *** Ve şüphesiz, o kıyamet gelecektir. Onda hiç şüphe yoktur. Ve muhakkak, Allah kabirlerdeki kimseleri diriltilecektir. *** ( 22/7 )      Dinimizde ve Kur’an’da yeri olmayan bazı konular yalnızca Peygamber’imize dayandırılan ve gerçekle ilgisi olmayan sözlerle – ki onlara bilindiği gibi hadis deniyor – dini literatürde yer almış ve ne yazık ki gerçek olup olmadığı araştırılmadan geniş kabul görmüştür. Bunlardan bazıları; Kıyamet alametleri Peygamber’imizin - haşa – miraçta Allah’la görüşüp 5 vakit namaz için pazarlık etmesi Ve, kabir azabı gibi     Kur’an iyice ve dikkatlice incelendiğinde görülür ki; insan ölür, bedeni ceset olarak toprakta çürür. Cesetten ayrılan ruh ancak kıyamette tekrar bedene döner. Melekler ve ruhlar bizim bilmediğimiz ve erişemeyeceğimiz farklı bir boyutta ve alemdedirler. Kur’an’da ruhun kabirde bedene döndüğüne ve sonuçta burada bir azap gördüğüne dair hiçbir bilgi ve işaret yoktur.      Peki nasıl oluyor da, Kur’an’da olmayan ve gerçek olmayan ; Kur’an dışında, Kur’an’a aykırı hiçbir söz söylemeyecek ve bilgi veremeyecek sevgili Peygamber’imize dayandırılan bir kabir azabı e... Devamı

SATANİZM RAPORU - 1 : Satanizm Nedir ?

2007-07-23 16:28:00

        SATANİZM      SATANİZM: Şeytan’a, diğer bir ifadeyle Yahudi-Hıristiyan geleneği tarafından Tanrı’nın tam karşısında mutlak kötülük veya mutlak kötülüğün temsilcisi olarak tecessüm ettirilen ( cisimlendirilen ) kişilik veya prensibe ibadet etmek demektir. Aynı zamanda bu ibadet, Yahudi- Hıristiyan dini tahakkümüne ( hükmetmesine ) karşı bir baş kaldırı hareketi olarak da tanımlanmaktadır.       SATANİZM; Katolik hıristiyanlığına karşı aşırı isyankar gruplar tarafından değişikzamanlarda uygulanmış olduğu söylenen Şeytan’a tanrı diye tapınma faaliyetidir.     Satanizm, esasen Hıristiyanlığa karşı bir reaksiyon olarak ortaya çıkmıştır. Satanizm, Şeytanî tasarruf ve uygulama, Şeytan’a ibadet ve özellikle Hıristiyan âyininin alaylı bir tarzda kutlanışıdır.     Satanizm, Hıristiyan ayinlerinin alaylı ve gülünç bir taklidi şeklindeki yarı dini törenler ve Şeytan’ın yeryüzündeki hakimiyet davasını yüceltmeye yönelik hareketlerin yapılması ve Şeytan’a saygı gösterme kültünün ( hareketinin ) yerine getirilmesidir.      Satanizm; sonuç olarak, insanı özgürleştirmek, onun hayat, zevk ve mutlak özgürlük arzularını tatmin etmek amacıyla Tanrı’ya baş kaldırış olarak, Hıristiyanlık içindeki bir sapkınlıktır.   Yukarıda yaptığımız tanımlardan da anlaşılacağı üzere Satanizm Şeytan’a tanrı diye tapınma faaliyeti adı altında Yahudi- Hıristiyan geleneğine, dini tahakkümüne ve özellikle Hıristiyanlığa karşı başlatılan bir reaksiyonun adı olmuştur. Bu hareket, başta Hıristiyanlık olmak üzere, bütün dinlere ve dinlerin ortaya koymuş olduğu kutsal değerlere karşı bir baş kaldırıyı temsil etmektedir. Dolayısıyle Satanizm, Şeytan’ın en önemli özelliği olan muhalefet ve baş kaldırıyı esas alarak , dinin ve dini olan her şeyin karşısında, fakat Tanrının da karşısında olanın yani Şeytan’ın ve onun te... Devamı

BAĞIMLILIK YAPAN MADDELER

2007-07-23 00:12:00

        Sigara ve alkol dışında bağımlılık yapan maddeler:   ** Uyutucu ve sakinleştirici maddeler ( Benzodiapezinler) ** Uyku ilaçları ( Barbitüratlar ) ** Uyarıcılar ( Amfetaminler ) ** Uyuşturucular ( Narkotikler ) Olmak üzere 4 temel grupta incelebilirler. Alışkanlık ve ilaç bağımlılığı deyince ne anlamalıyız ? Mesela çoğumuz çay ve kahve tiryakisiyizdir. Ancak gerçek anlamda, farmakolojide ( ilaç ilmi ) çay ve kahve iptilasından ( bağımlılık ) söz edilmez. Bağımlılık yapan madde şöyle tanımlanır: Merkezi sinir sisteminde (M.S.S.) yani beyin, beyincik ve omurilikte önemli derecede stimülasyon ( uyarma,uyanıklık ) veya depresyon ( uyuşukluk, baskı ) meydana getirirler. Sonuç olarak da bazı şeyleri idrakte ( kavramakta ) , zihni ölçülerde değişiklikler olur. Davranışlar bozulur. Motor fonksiyonlarda bozulmalar olur. Örnek olarak, sarhoşun zorlukla ve yalpalayarak yürümesi gibi. Bağımlılık şöyle tanımlanabilir. Bir maddenin vücuda veya merkezi sinir sistemine etkisi sonucu, tıbbi bir amaç olmaksızın ısrarla kullanılmasıdır.        İki tip bağımlılık olur:      FİZİKİ BAĞIMLILIK : (Nöroadaptasyon ) Bağımlı şahıs alıştığı madde ile mesela içki ile öylesine içli dışlı olmuştur ki, özellikle merkezi sinir sisteminin hücreleri normal faaliyetlerini yapabilmeleri için o maddeye ihtiyacı vardır. Alışkanlık yapan maddenin kesilmesi halinde kişide mahrumiyet tablosu adlandırılan klinik bir durum ortaya çıkar. Çarpıntı, Nabızda artma, Titremeler, Hayaller görme, Bir tür nörolojik ( sinirlerle ilgili ) bozukluklar          Ortaya çıkar. Şahıs, yılan akrep, çiyan gibi hayvanları gördüğünü söyler.       RUHİ BAĞIMLILIK: ( Psijik iptila ) Bağımlı şahsın alıştığa maddeye devamlı arzu duymasıdır. Alkolik alkolü, esrarkeş esrarı belli aralıklarla bulamazsa veya kullanamazsa, ruhi huzursuzlu... Devamı

Kumar Afeti

2007-07-23 11:05:00

                 *** Bilim adamlarının kumarbazlar üzerinde yaptıkları araştırmalar NORADRENALİN adı verilen hormonun kumarbazlarda normal seviyenin altında bulunduğunu göstermiştir. Bu hormon, heyecan hallerinde artarak kalp atışlarını hızlandırır. Heyecan hali geçtikten sonra hormon normal seviyeye iner ve kalp atışları da normalleşir.        Kumar heyecanında durum farklıdır. Kumar heyecanı ile artan hormon, kumar heyecanından sonra düşmeye başlar. Fakat normal seviyede kalmaz, bu seviyenin altına düşer. İşte bu hormonun kumarbazlarda noksan seviyede bulunması, kumar bağımlılığının biyolojik sebebidir.             *** Bu sebepten kumarbaz oynamadan duramaz. Bütün varlığını kumarda kaybeder. Kumar oynamak için istediği parayı bulmak uğruna her türlü ahlak dışı suçları işlemekten kendini alamaz. Sonunda bunalıma girerek intihar eder.             Bu sebepten kumarın girdiği aileler yıkılır.... Devamı

Sigara Raporu - 4 : SİGARANIN SİNDİRİM SİSTEMİNE ZARARLARI

2007-07-23 10:06:00

      1 – Sigara iştahı keser 2 – Sindirimi güçleştirir. 3 – Dişleri sarartır, ağız kokusu yapar. Sigara tiryakilerinde diş çürükleri artar, ölen, çekilen dişler çoğalır. Diş etleri hastalıkları artar. 4 – Gastrit ve ülser sebebidir. Sigaranın bırakılması, ülserin şifa bulmasını sağlar. 5 – Dudak,dil, yutak ve yemek borusu kanserlerine yol açar. 6 – Ayrıca, pankreas, mesane, ve rahim kanserleri ile sigara arasında kuvvetli bir alaka bulunmuştur.                      ... Devamı

Sigara Raporu - 3 : SADECE BİR TEK SİGARA

2007-07-21 17:24:00

      Sadece bir tek sigara içen şahısta;   ***   Nikotinin etkisi ile böbrek üstü bezlerinden adrenalin ve ayrıca noradrenalin adlı hormonlar  salgılanır ve bunun etkisi ile  midenin asit salgısı artar. Devamlı  sigara içenlerde, midede gastrit ve ülser meydana gelir. ***   Şahsın solunumu hızlanır. ***   Kalp atış hızı artar, kalbin fazla çalışmasına sebep olur. ***   Vücudun bütün damarları belili bir oranda büzülür. Buna karşılık kalp aynı işi yapmak için zorlanır. Şahsın tansiyonu artar.   Yukarıdaki sonuçlardan görüleceği gibi, sigara vücudu teskin eden ( sakinleştiren )bir madde değil, bilakis vücudu harekete geçiren, solunumu hızlandıran, kalp çarpıntısına yol açan, tansiyonu arttıran bir maddedir.   ***    Nikotin el ve ayak damarlarını büzer, el ve ayaklara daha az kan gider, El ve ayakların sıcaklığı düşer. Anca sigarayı kullandıktan 20- 30 dakika sonra, el ve ayak sıcaklığı normal seviyesine çıkar. ***  Nikotinin etkisi ile el ve ayaklardan başka tüm vücuda damarların büzülmesi sonucu daha az kan gider. Ve o bölümlerin, organların kapasitelerini düşürür. Bu arada tabii ki beyine de a kan gider ve faaliyetlerini etkiler. ***  Bir şahsın damarına bir tek sigarada bulunan 2 mg nikotin verilse, kalp bir dakikada 15 defa daha fazla çarpar. Kalpten atılan kan hacmi dakikada 10 litre iken 12 litreye yükselir.. Bu durumda sigara içen şahıs, yerinde otursa bile ağır iş yapıyor gibi kalbi çalışır. Daha önce kalp krizi geçirenlerde kalp ağrısı başlayabilir. ***   Sigara her organa, fakat özellikle kalbe çok zararlı ve adeta kalbi delirten, çıldırtan zararlı  bir alışkanlıktır.  ... Devamı

Puşkin KUR' AN HAYRANI İDİ

2007-07-20 23:08:00

        PUŞKİN BİR KUR'AN HAYRANIYDI   Çok genç yaşta ölmüş bulunan, Rus şiirinin güneşi olarak bilinen dev şair ömrü vefa etseydi ‘’ Ben Müslüman’ım ‘’ der miydi, demez miydi bilmiyoruz ama, bildiğimiz bir şey var ki, Puşkin bir çok emsalleri gibi Kur’an’ın hayranlarından biriydi. Her yıl eserleri Rusya’da 15-20 milyon civarında basılmakta ve yine de isteğe cevap verilememekte olduğu söylenen Aleksandre Sergeyoviç Puşkin’in eserleri şimdiye kadar 104 yabancı dile çevrilmiş ve 400 milyon civarında basılmış bulunuyor. İşte dünyaca sevilen, beğenilen ve okunan bu dev şair, 1824 yılında mihailofskaya köyünde göz altında tutulduğu sırada Kur’an’ı okumak ve yakından incelemek fırsatı bulur. Arapça aslındaki erişilmez üsluba sahip olmasa bile , okuduğu tercüme onun şair ruhunu ürpertiyle doldurur. Kur’an ayetlerinin çağırıştırdığı fikirler ve güzellikler O’nu büyüledikçe büyüler. Manevi duygularla dolan gönlü , ilahi ufuklara doğru kanat açmaya başlar. Sonunda nur damlaları halinde yağan ilham yağmurları kendisine uzun bir şiir yazdırır. ‘’ Kur’an’ın Etkisi Altında ‘’ ismini taşıyan bu uzun şiiri, Puşkin’in, Kutsal Kitabımız hakkındaki duygu ve düşüncelerinin kalıba dökülmüş şeklidir. 38 yaşında ölmüş olan bu dev şair Kur’an’ı takdir ediyor. Fazileti karşısında boyun eğiyordu. Evet, ‘’ Fazilet odur ki; düşman dahi onu takdir etsin ‘’ ister Fransız, ister Alman, ister Amerikalı, isterse Kur’an’ın ezeli düşmanlarının Rusya’da bir Rus olsun... İşte Kur’an’ın Etkisi Altında adlı şiirinden bazı bölümler: Sabit yeryüzü sabit, Göklerse kubbe kubbe, Sensin uy yüce Yaradan; Sensin tutan öylece. ....................................... Karaları boğamaz denizler Bürünmez denizler karalarla Onların altında ezilmekten Sensin bizi koruyan Sen ..... Devamı

Hac Dünyevi Bir Ünvan Aracı mı ?

2007-07-20 23:04:00

            Hac ibadetinin '' Hacı Babam, Hacı Annem, Hacı Bey, Hacı Dedem '' gibi kişilerde, '' Hacı Şakir Sabunları, Hacı Hasan Baklavaları '' gibi, ticaret ünvanlarında ve hatta Apartman isimlerinde kullanılmasında bir terslik ve istismar olduğunu düşünmüş ve bu konuyu, her gün Vatan Gazetesinde dini konularda yazı yazan ve okuyucularından gelen soruları cevaplayan Sayın Prof Dr. Süleyman Ateş'e bir mail atarak danışmıştım. Allah razı olsun gecikmesini önlemek için adresime mail atarak cevaplandılar.        Aşağıda sorumu ve lütfettikleri cevabı içeren mailleri yayınlıyorum. ...................................................................................................................................................        22/03/2007       Değerli Hocam Allah'ın selamı üzerinize olsun. Hac ibadetinin günlük hayatımızda uygulanmasında  bence mevcut olduğuna inandığım bir aksaklığa takılıyorum. Sizin yorumunuza ve düşüncenize ihtiyaç duyuyorum.       Hac malum olduğu üzere bir ibadettir ve diğer ibadetler gibi Allah ile kul arasındadır. Başka Müslüman ülkelerde öylemidir bilmiyorum, fakat bizim ülkemizde ahierete yönelik olan bu ibadet, dünya ünvanı gibi kullanılıyor, istismar ediliyor. Hacı Babami Hacı Anne, Hacı Bey .... gibi. Eskişehirde ikamet ettiğim Apartmanın ismini de bu şekilde koymuşlar: '' Hacı M.. E.... Apartmanı ''. Hatta mezar taşlarına bile ünvan olarak yazılıyor. Bu işte, bu uygulamada bir terslik var gibi geliyor bana. İnançta ve ibadette ihlası zedelediğini düşünüyorum.       Çok konuda olduğu gibi bu konuda da sizin yorumunuzu öğrenmek ve aydınlanmak bizleri mutlu edecektir. ................................................................................................................................................ Devamı

Sigara Raporu - 1 : SİGARANIN BÜNYEYE ETKİLERİ

2007-07-20 23:00:00

    Sigara dumanında 3890 civarında kimyevi madde vardır. Bunlardan hiç biri insan bedenine faydalı değildir. Hepsi zararlıdır. En zararlıları ise ,     Nikotin, Zift (katran) Karbon monoksit Kanserojen maddelerdir. Bu maddelerden, ** Asitler ** Alkol ** Aldehitler ** Ketonlar ** Siyanür, ** Karbon monoksit gibi maddeler, doğrudan zehir etkisi gösterirler ve organlarda tahribat yaparlar. Sigaranın vücuda olan zararları, sigara içildiği anda başlar. Sigara dumanı, ağız, dil, boğaz, yemek borusu, nefes yolları, akciğer ve mideye doğrudan ulaşır. Dumanın içindeki zararlı maddeler ise, saniyeler içinde, kalp, beyin, kandamarları, böbrekler, mesane gibi pek çok organa gider ve gittiği yerlerde zarara yol açar.... Devamı

Sigara Raporu - 2 : NİKOTİN ÇOK KUVVETLİ BİR ZEHİRDİR

2007-07-20 22:57:00

    NİKOTİN, Siyanürle kıyaslanacak seviyede bir zehirdir. 100-120 mg.kadar nikotin, şayet bir anda damar içine bir kişiye zerk edilse, anında ölümüne sebep olur. İşin ilginç yanı bu miktar nikotin iki paket sigarada bulunur. Günde iki paket sigara içen tiryakiler var. Bunlar neden zehirlenmiyorlar diye bir soru akla gelebilir. Aslında sigara içenler zehirlenmektedirler. Ancak yavaş yavaş zehirlenmektedirler. Bu kimselerin birden bire zehirlenip ölmemelerinin sebebi ise, sigara içenlerin yakarak bu zehiri almalarıdır. Yani sigaradaki zehirin önemlice bir bölümü havaya dağılır ve daha az bir bölümü vücuda geçer. Sadece bir tek sigara içen şahsın vücuduna 1,5 – 2 mg. civarında nikotin geçmektedir.     Ayrıca bir paket sigarayı da bir anda değil, gün boyunca içmektedirler. Bütün bunlardan başka sigara içenler aldıkları nikotini direkt kandan değil solunum yolundan aldıkları için, birden bire zehirlenip ölmezler... Devamı

Alkol Raporu - 1 : ALKOLÜN DEVAMLI KULLANILMASI SONUCU MEYDA

2007-07-20 21:53:00

      Konu aşağıda sıralanan 11 başlık halinde ele alınabilir: 1 - Sindirim sistemi ile ilgili bozukluklar 2 – Solunum sistemi ile ilgili bozukluklar 3 – Dolaşım sistemi ile ilgili hastalıklar 4 – Ciltte görülen bozukluklar 5 – Vitamin eksiklikler 6- Metabolik bozukluklar 7 – Alkole bağlı olarak adalelerde görülen bozukluklar 8 – Alkole bağlı kansızlık 9 – Nörolojik ve psikiyatrik bozukluklar 10 – Alkollü içkilerden ileri gelen İmmün ( bağışıklık ) sistemi ile ilgili bozukluklar ve AİDS 11 – Alkolün üreme sistemine etkileri ... Devamı

Alkol Raporu - 2 : ALKOLÜN SİNDİRİM SİSTEMİNE ETKİLERİ

2007-07-20 21:44:00

    Alkolün sindirim sisteminde meydana getirdiği bozukluklar şu 9 başlıkta toplanabilir: 1 – Ağızda kanser 2 – Yemek borusu iltihabı ( Osefajitis ) 3 - Yemek borusu kanseri ( Osefajial Karsinom ) 4 - Müzmin mide iltihabı ( Kronik Gastrit ) Ülser ve bağırsaklarda iltihap 5 – Hazımsızlık 6 – Beslenme bozukluğu ( Malabsorsiyon ) 7 – Pankreas iltihabı ( Pankreatit ) 8 – Alkole bağlı sarılık ( Alkolik Hepatit ) 9 – Karaciğerde Yağlanma ve Siroz ( Sonradan karaciğer kansrine de yol açabilir )   Yapılan bir çok araştırmalar alkollü içkilerin, ağız, gırtlak ve yemek borusu kanserlerinin yanında, vücutta diğer kanser tiplerine de yakalanma riskini arttırdığını, göstermektedir. Örneğin, bira kadınlarda göğüs kanseri riskini, erkeklerde böbrek, mesane ve rektum kanseri ( kalın bağırsağın son kısmı ) riskini arttırmaktadır. İster bira, şarap, isterse yüksek dereceli alkollü içkiler kullanılsın, kadınlarda göğüs kanseri riski % 60, erkeklerde ve kadınlarda müştereken, habis bir deri kanseri olan malign melanom riski % 50-70, trioid kanseri riski de % 100-150 oranında artmaktadır. Alkol mukozalar ( mide ve bağırsakların iç yüzeyi ) için, tahriş edici rol oynar. Zira alkol su çekici bir maddedir ve hücrelerdeki proteini çöktürmektedir. Temas ettiği bölgelerin adeta çıbanlaşmasına sebep olur, sonuçta da, midede gastrit ve ülsere, bağırsaklarda da iltihaba yol açar. İçkiyi devamlı olarak kullananlar, müzmin olarak hazımsızlıktan şikayetçidir. Yani yediklerini sindiremezler. Zira alkol, yemeklerin sindirim için gerekli olan enzimlerin etkisini baltalar. Mide hazım fermenti olan pepsin’i , pankreas sindirim fermenti olan tripsin’i tahrip eder. Herhangi bir memlekette alkollü içki tüketimi artıyorsa, içkiye bağlı sirozdan ölüm oranı da artmaktadır... Devamı

R Ü Ş V E T

2007-07-18 11:20:00

          R Ü Ş V E T         Teslime TOSUN- Soner KOCAER/ANTALYA, (DHA)                Antalya'da polisin 8 ay süren takip sonunda gerçekleştirdiği ‘parsel’ operasyonunda aralarında rüşvet aldıkları iddiasıyla 2 müdür ve yardımcılarının da bulunduğu 20 tapu görevlisi ile iş takipçiliği yapan 40 kişi ve rüşvetle iş yaptıran 20 kişi gözaltına alındı. Tapudaki rüşvetin binaya yerleştirilen gizli kameralarla da görüntülendiği belirtilirken, 80 olan gözaltı sayısının 100'ü bulması bekleniyor. Antalya Valiliği'ne geçen temmuz ayından itibaren tapu bölge müdürlüklerinde rüşvet ve irtikap suçları işlendiğine ilişkin ihbar yağmaya başladı. Durum 12 temmuzda Antalya Cumhuriyet Savcılığı'na iletildi. İhbarlarla ilgilis oruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı, 8 aydır sürdürülen teknik takip ve teknik izleme çalışmasının ardından bu sabah operasyon başlatılması talimatı verdi.          Yakında yukarıdaki  haber patladı televizyonlar ve gazetelerde; Antalya'da yapılan bir operasyonla rüşvet zanlısı 80 kişi tutuklandı ...      Her ülkede ve her kültürde var ama, ne yazık ki bizde, ülkemizde yani doğu kültüründe daha yaygın bir sıkıntıdır; rüşvet. Herkes şikayetçidir, ama durmaz, yok olmaz. Yok edilemez bir aksak yanımızdır bu konu.     İşlerimizi çabuk halletmek isteriz, sıra beklemeden ve ayrıcalıklı.     Başkasının hakkını gözetmek işimize gelmez. Herkesten önce ve yalnızca biz hak sahibiyizdir.  Ve de en haklı.      Kurallar başkaları içindir, bizim için değil.     Başkaları yapınca kızarız, kendimize gelince haksızlık da bizim için hakdır.      Adalet kelimesi dilimizden düşmez, adalet kuralları bizim için çalışırsa ada... Devamı

Ezberimizi Artık Bozalım !

2007-07-17 19:12:00

      EZBERİMİZİ  BOZALIM !                    İnsanlar için en kolay şey, belirli bir düşünce,  fikir ve ideoloji açısından dünyaya ve olaylara bakmaktır. Bu insanı  devamlı düşünme, strateji geliştirme gibi yoğun ve zor zihni faliyetlerden kutarır. İnsan etrafına  çelikten bir duvar örüp içine kendisini hapseder ve belirli kalıplar içinde düşünüp hayatı ve olayları yorumlayarak kendisini korumaya alır ve daha rahat yaşar.           En zor şey, alışkanlarından sıyrılmak, zihni faaliyetler bakımından da, başka pencerelerden bakmak yani ezberini bozmaktır. Sonunda da insan gerçeği bulamaz, zamana uyum sağlayamaz.          Bu tür davranış biçimi Allah'ın insana verdiği akıl nimetinden yeterince faydalanamama sonucunu doğurur. Ama Yaratıcı'nın amacı bu değildir. Kur'an'da akıl kelimesi tam 49 yerde geçer.  Fiil olarak, akıl erdirmek, aklı çalıştırmak, aklı kullanmak şeklinde.               İşte iki örnek:        '' Andolsun ki, size bir kitap indirdik ki, bütün şanınınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak  mısınız ? ''  ( 21 Enbiyâ,10 )         ''  Ey Kavmim ! Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Artık aklınızı kullanmayacak mısınız ?  ( 11 Hûd,51 )          Bütün bunlara rağmen inançlı insanlarımızın çoğunluğu; bu 21. yüzyılda, bu bilgi çağında ve bilgiye ulaşmanın saniyelerle gerçekleştiği bu anda hâlâ;        * Kur'an'ı ibadet olarak Arapça öğrenip okumakla sorumluluklarının bittiğ... Devamı

Müslümanlar Şaşırmış Kiliseye Koşuyor !

2007-07-17 19:18:00

      MÜSLÜMANLAR ŞAŞIRMIŞ KİLİSEYE KOŞUYOR !             Yüce Allah’ım bizi bağışla !     En son ve en mükemmel bir din ile bizi şereflendirdin. Biz onun kıymetini bilmiyoruz.     Sana ulaşmak için hiçbir mekan ve aracıya ihtiyaç yok iken,     Sen bize şah damarımızdan daha yakın iken,     Bize, yani Müslüman kullarına bir şeyler oldu. Senden bir şeyler istemek ve dilekte bulunmak için, Müslümanlar camileri de aştı. Kiliselere koşuyorlar. Daha doğrusu, bir buçuk saatte kat edilen dik bir yokuşla, İstanbul Büyük Ada’daki ‘’ Aya Yorgi ‘’ Kilisesi’ne tırmanıyorlar.     Müslümanlar’ın kendi Yüce Dinlerini Hurafelerle doldurup, tanınmaz hale getirip, kendi ermişlerinin ölülerinden medet ummaları, türbeleri kutsallaştırıp, bir çeşit ibadet yeri haline getirmeleri yetmedi; şimdi de Hıristiyan azizlerinden medet ummaya başladılar. Kiliselere koşup adak adıyorlar,     Hıristiyanlar gibi mum yakıp Meryem Ana’dan, Hz. İsa’dan yardım istiyorlar.    Kendi hurafelerimiz yetmedi, Hıristiyan hurafelerine bel bağlıyorlar, onlar gibi şirkin  ( Allah'a ortak koşma ) en büyük çukuruna düşüyorlar. İpler bağlayıp, istek kağıtları yazıp, bibloları satın alıp, onlarla murat diliyorlar.     Yüce Allah’ım, sen büyüksün bağışlayıcısın. Fakat bu çağda, bu yüzyılda, senin bahşettiğin aklın kıymetini bilmeyen kullarını bağışla ! ( bunu istemeye de yüzümüz kalmadı artık )     Evet, değerli dostlar, senede bir gün 23 Nisan Günü, İstanbul Büyük Ada’daki Hıristiyan Azizi Aya Yorgi adına inşa edilmiş Kiliseye insanlarımız istekleri için, kilometreleri aşıp, denizleri aşıp binler ve on binler olarak akın akın gidiyorlar. bir buçuk saat süren bir gayretle dik bir yokuşu ... Devamı

NEREYE GİDİYORUZ, NEREYE ?

2007-07-17 19:10:00

      QUO  VADİS   ?                       Yukarıdaki kelimeler bir romanın ismi. Okunuşu: Ko Vadis ?  Anlamı: Nereye ? Yazarı Polonyalı Henryk Sienkiewicz. 1905 yılı Nobel Ödülünü almış. Bu romanı  1895 yılında yazmış. En büyük, en ünlü ve engüzel eseri. Bu güne kadar üç defa filme alınmış. İnsanın eline aldığında bitirmeden bırakamayacağı türden etkileyici ve akıcı  bir roman.       Konu, Roma İmparatorluğunda ve Hıristiyanlığın başlangıç yıllarında geçiyor. Yazar çökmek üzere olan Roma İmparatorluğunun göz kamaştıran fakat ahlaksız ve inançsız yaşantısını eşine rastlanmaadık bir kalem gücü ve canlılıkla anlatıyor.      Şehvet, hayvani vahşet ve soytarılıkla yoğrulmuş olan İmparator Neron ve sarayındaki şölenler... Romanın yanışı... Hıristiyanlara işkence edilmesi... Sirklerde gladyatörlerin birbirlerini öldürme mücadeleleri, zavallı korumasız insanların vahşi hayvanlara parçalattırılması. Ve bunları eğlence aracı yapan,  toplandıkları sirklerde keyif ve zevkle seyreden imparator, asiller ve halk...       Bu atmosferde bir de Hıristiyan efsanesi aktarılıyor:       ' Ermiş Peter, İmparator Neron'un zulmünden kurtulmak için Roma'dan kaçmakta. Hz.İsa ile karşılaşıyor ve ona: - Ko Vadis  ? Yani, nereye ? diyor. Buna karşılık Hz. İsa  -Roma'ya yeni baştan çarmıha gerilmeye gidiyorum, çünkü sen kurtarılacak insanları bırakıp kaçıyorsun diye cevap veriyor. '                                                        &nbs... Devamı

Evrendeki Büyüklükler

2007-07-16 16:51:00

          EVRENDEKİ BÜYÜKLÜKLER       Alemlerin Rabbi olan Allah, büyüklüklere de küçüklüklere de hükmetmektedir. Yaratılan alemler içinde öyle büyüklükler ve öyle küçüklükler vardır ki, anlamakta ve kavramakta güçlük çekmekte bazan da akıl sınırlarımız zorlanmakta, acze düşmekteyiz.         En üstün ve özellikli canlı olarak üzerinde yaratıldığımız dünyamız bir gezegendir. 9 gezegen ve 54 uydulu Güneş Sisteminin bir üyesidir. Güneşimiz bir yıldızdır. Yani ısı ve ışık üreten bir kaynaktır. Samanyolu Galaksisi’nin bir üyesidir.      Samanyolu Galaksisi’nde Güneş gibi 250 000 000 000 - ikiyüzelli milyar – yıldız vardır.       Evrendeki yerimizi ve konumumuzu anlayabilmek için Dünya ve Günşin ölçülerine bir bakalım ve evrenin ölçüleri ile kıyaslayalım: Dünyanın çapı 12 200 kilometre, çevresi 40 000 kilometredir.    Güneşin çapı dünyanın çapının 103 katıdır.         Güneş ısı ve ışık üreten bir ateş topudur. Saniyede 564 000 000 ton hidrojeni, 560 000 000 ton helyuma çevirir. Kalan 4 000 000 ton gaz maddesi de enerjiye dönüşür. Yani saniyede 4 milyon ton kütle kaybı olmaktadır.       Güneşimizin 3 000 000 000 – 3 milyar - yıldan beri faaliyette olduğu hesaplanmıştır. İlk bakışta çok büyük kitle kaybı olduğu, tükenme noktasına yaklaştığı akla gelebilir.       Güneşimizin saniyede 4 milyon ton kayıpla 3 milyar yılda kaybetmiş olduğu kütle toplamı 400.000 milyar kere milyar ton olacaktır ki, bu değer şimdiki toplam kütlesinin 5 000 de biri kadardır. Bu 3 milyar yılda 5 kg.lık bir taş yığınından bir gram kum eksilmesi gibidir. Dolayısıyla güneşin kütlesinin tükenmesi çok uzun bir zaman gerektirmektedir.       Görüldüğü gibi bizim ölçülerimize göre oldukça büyük hacimdeki Güneş’imiz gittikçe genişle... Devamı

İnsandaki Büyüklükler

2007-07-16 16:48:00

          İNSANDAKİ BÜYÜKLÜKLER       Dünya üzerinde bulunan 6 milyardan fazla insandan, hiç birinin eşi yoktur. Hatta ikiz olsalar bile.       İnsan vücudunda toplam 206 kemik, 600 kas ve 100 bin kilometre uzunluğunda, ( dünya çevresinin uzunluğunun iki buçuk katı uzunlukta ) kan damarı vardır.       İnsanın yapısı ortalama 100 trilyon hücreden oluşur. Bir hücrenin zarı 0.0000001 milimetre kalınlığındadır.       DNA hücre çekirdeğindedir. Her bir DNA da vücudun her noktasındaki tüm organlar ve hücrelerle ilgili bilgi saklıdır. Bu bilgiler 3,5 milyar harften oluşan dev bir kitap hacmindedir. Öyle bir eser ve kitap ki her bir 500 sayfalık 900 cilt hacmindedir. Ve vücudumuzda bu eserin 100 trilyon nüshası yani kopyası mevcuttur.       Şimdi dolaşım sistemi yani damarlara ve içindeki kana dönelim: Hücrelerin enerji üretimi anında, şekeri parçalayabilmek için oksijene ihtiyacı vardır. Oksijenin akciğerlerden kaslara ulaştırılması gerekir. Kan dolaşımı sistemi bu görevi yerine getirir. Oksijeni alyuvarlar içindeki hemoglobin molekülü taşır.       Bir alyuvarda 300 milyon hemoglobin vardır.     Yetişkin bir insanın damarlarında 30 milyar alyuvar yüzer.     Bu da bir insanın damarlarında da 30 milyar x 300 milyon hemoglobin var demektir.        Proteinler hücrenin yapı taşları yani tuğlalarıdır. Ancak tuğlalar gibi standart değildirler, çeşitlilik gösterirler. İnsan organizmasındaki bir hücrede 100 bin çeşit protein vardır.        Proteinler de çok daha küçük ‘’ amino asit ‘’ denilen moleküllerden oluşur. Bir proteinde ise 500-1000 kadar amino asit vardır.       Büyüklükler ve küçüklükler........       Küçüklükler içinde insan aklını aşan büyükl... Devamı