A T E I Z M

2007-12-26 00:02:00

  Göster/ Gizle   Felsefi bir kavram olan ateizm, Tanrı inancı karşısında tepkisel bir düşünceyi dile getiren dünya görüşünün ismidir. tarzını ve davranış biçimini de dile getirmektedir. Bu anlayışı benimseyenlere ateist denir. Günlük hayatta, bu kavramı ifade emek için, inançsız veya inkarcı gibi kelimeler de kullanılmaktadır. Ayrıca dini literatürümüzdeki,  zındık, mülhid kavramları da aynı manayı ifade etmektedir.   Ateizm tarihte çok yaygın olmasa da eski dönemlerden itibaren günümüze kadar var olan ve bazı filozoflarca da dile getirilen önemli bir problemdir. Yüzyılımızın ilk yarısında tarihte hiçbir zaman olmadığı kadar yaygınlaşan ve kendine taraftar bulan bir düşünce akımıdır. Günümüzde ise eski gücünden  uzaklaşan ve fikri dayanaklarını da yitiren ideolojik  bir tavırdır.  Felsefi tartışmaların yanında ateizm bazen ideolojik biçimlere sokulmuş ve  bazı sosyalist yönetimlerin resmi politikası haline getirilmiştir. Bilindiği gibi Marks, Lenin ve Engels’in fikirlerinden hareketle sosyalist ülkelerde bilinçli bir din karşıtlığı politikası izlenmiştir. Ateizmi ilke edinen ideolojiler dogmatik, statik ve dayatmacı tavırlar sergilemişler; dinle ilgili eleştirilerinde karşı tarafa cevap verme  ya da yanlış anlamayı düzeltme şansı vermemişlerdir.   20. yüzyılda ateizm adına ortaya pek çok şey konmuş, konuşulmuş, yazılmış ve çizilmiştir. Özellikle son dönemlerde ateizm adına yapılan şeylerin çoğunluğu ne yazık ki tutarlı ve insaflı fikri tartışmalar olmak yerine, birer ateizm retoriği haline gelen ideolojik söylemler olmuştur.. Yakından bakıldığında ortaya çıkan şeylerin daha ziyade ideolojik bilim, ideolojik felsefe, ve ideolojik ateizm olduğu görülmektedir. Bu söylemlerin temelinde de  pozitivist yada materyalist esintiler bulunmaktadır.   Felsefi tartışmalarda kendine güçlü bir zemin bulamayan ateizm kendine çağımızdaki bazı bilimsel varsayımların  içinde yer aramaya... Devamı

Hayvan Sevgisine Evet. Ama ...

2007-12-22 21:29:00

    Hayvan sevgisi, bir yönüyle insanın sevgi yönünün göstergesi ve yansıması. Hayvanları sevmeyenlerin, insanları da sevemeyecek kadar bencil ve sevgiden yoksun olduğu yönünde bir söz vardır. Bu sözün büyük ölçüde gerçek olduğu söylenebilir. Tabii ki sevginin bir ölçüsü olmadığı , duyguları ölçmenin ve derecelendirmenin bir aleti de olamayacağı için ancak insanlar bu konuda bir kanaat geliştirebilir.   Hayvan sevgisine evet, ama… ? İşte bu ama üzerinde biraz durmak gerekiyor. Bir davranış, bir duygu, başka insanlar ile ilişkili olmadığı zaman söylenecek ve yapacak hiçbir şey olamaz. Ama  hayvan sevgisi, daha doğrusu zamanımızda görülen şekli ile köpek sevgisi, o hayvanlarla ilgisi ve ilişkisi olmayan  diğer insanlara rahatsızlık veriyorsa ve hayvan sahipleri sorumluluklarını çoğunlukla yerine getirmiyorlarsa kabullenmek ve desteklemek mümkün olamıyor. Apartman düzeninde bir daire içinde, köpeğin insanların yaşadığı ortam içinde  bulunması ve apartmanın diğer sakinlerinin istirahatta bulunduğu veya uyuduğu, gecenin ilerlemiş saatinde bitip tükenmez havlama seanslarına başlıyorsa, tüm o binada yaşayanları rahatsız ediyor, sinirleri harap ediyor ve uykularından ediyorsa bu olayın sevgi boyutu insanların kafalarının en arka boyutlarına itiliyor ve bir işkence olayı haline geliyor. İşte böyle bir durumda bu  sevginin anlayış  ve kabul görmesi de mümkün olamıyor.  Apartman sakinleri arasında çatışmalara  iletişim kopukluklarına sebep oluyor.   Bundan daha önemli bir oluşum daha var bu konu ile ilgili. Evim ve işyerim arası  iki buçuk kilometre. İşime yürüyerek gidip geliyorum. Yol güzergahım da şehrimizin en önemli 2-3 caddesinden biri. Sabahlar işime giderken, caddenin kaldırımında yürürken, köpek pisliklerine basmamak için cambazlık yapıyor ve  her an dikkatli ve alarmda bir yürüyüş yapmak zorunda kalıyorum. Çünkü köpek sahipleri, sabahları hayvanları havalandırmak ve dışkılama ihtiyaç... Devamı

Elektronik Sigara

2007-12-20 21:53:00

    Sigaraya alışıp ta memnun olan yoktur. Tiryakilerin istisnasız hepsi bırakmak ister ama bu iş kolay değildir. Bırakmaya teşebbüs edenlerin büyük çoğunluğu da bu çabadan kolay galip olarak çıkamaz. Son zamanlarda  teknolojik gelişmelerin sunduğu yeni bir imkan ve alternatif gündeme geldi: ELEKTRONİK SİGARA. Elektronik sigara içinde sadece nikotin olan ve başka zararlı maddeler içermeyen, dumansız bir sigaradır. Elektronik sigarayı kullananlar sigarada insana bağımlılık yapan nikotin isimli zehiri belli sürelerle ve gittikçe azalan oranlarda almaya devam ediyorlar. Sonra da sigarada nikotin oranı sıfıra düşüyor. Tiryaki   bu şekilde de bir süre daha kullanıyor. Tiryakilerin ortalama % 80 i bu sürenin sonunda sigarayı  bırakabiliyor. Sigara bağımlısı isterse elektronik sigara ile alışkanlığını sürdürmeye devam ediyor. Böylece hem kendi zevkini sürdürüyor hem de başkalarını rahatsız etmiyor.  Sigaranın nikotinden sonra, nikotinden daha fazla vücuda zarar veren, dumanındaki olumsuz ve en önemlisi kanserojen etkisi olan maddelerden uzaklaştığı için  sigarada gördüğü zarar da önemli ölçüde azalmış oluyor.   Şimdi konuyu daha ayrıntılı olarak ele alalım: ***  Elektronik sigara, sağlığa zararı yok denecek kadar az gerçekçi bir sigara similatörüdür. ***  Hiçbir şekilde, duman, katran ve kül bırakmadan rahatlıkla her yerde kullanılabilir. ***  Sadece nikotin içerir. ***   Başladıktan sonra iki gün içinde vücutta daha fazla oksijen dolaşmaya başlayacaktır.   E-sigara üç ana parçadan oluşur: ---  Ağızlık ve kartuş: E-sigaranın uç kısmındaki bu bölüm değiştirilebilmektedir. Bu kısımda tütün alkoloiti katılmış bir kartuş bulunmaktadır. İnsan sağlığına katran ve kanserojen maddeler içermez. Sigara bırakma esnasında nikotin ihtiyacını karşılar. Bir kartuşun ömrü 2-3 paket sigaraya denk gelir. Bu kartuşların farklı oranda nikotin  ihtiva eden çeşitleri  vardır. * Yüksek ... Devamı

EZİLEN KADINLAR

2007-12-17 16:59:00

  Resimde gördüğümüz gibi, Anadolu’muz köylü kadını ağır yükün altında, yanındaki genç ve sağlıklı erkek, elini kolunu sallayarak ve sigarasını tüttürerek yürüyor. Ne kadar asap bozucu bir manzara değil mi ? Böyle görüntülerimizin örneği Anadolu’muzda çoktur ne yazık ki. Hepimizde bir şekilde tanık olmuşuzdur böyle olaylara, ve yanındaki erkeğe içerlemişizdir, haklı olarak. Evet, görünüşte kırsal kesimimizdeki kadınlar ağır şartlar altında eziliyor diye düşünürüz ve değerlendiririz, Ama gerçekten öyle mi ? Evlerinin tüm işleri yanında çocuk doğurup, büyüten. Bunun yanında tarla ve diğer ev dışındaki ağır işleri yapan ve yükleri taşıyan bu kadınlarımız eziliyor mu ? Daha doğrusu onalar ezildikleri ve haksızlığa uğradıkları duygu ve düşüncesini taşıyorlar mı dersiniz ? İşte buna hemen evet demek mümkün değildir. *** Çünkü bu tür işleri yapsınlar diye erkekleri onları zorlamamaktadır. Onlar kendiliğinden yüklenmektedirler. *** Gelenekler ve annelerinden aldıkları eğitim bu doğrultudadır. *** Görev bilinciyle isteyerek yapmaktadırlar. *** Aksi halde yani yükü erkek taşısa kendi muhitlerinde, özellikle kadınlar muhitinde kınanırlar. *** Sonra erkekler, neredeyse kutsal bir varlıktırlar. Onların zorlanmamaları ve incinmemeleri lazımdır. Onlara kıyamazlar. Anadolu’nun bazı yörelerinde hala, damadı ve yetişkin oğlu eve gelen kadınlar insiyaki bir hareketle saygı duyarak ayağa kalkarlar. Ve bu tür davranışlarını kolayca değiştiremezsiniz. Bu türlü olgular, Anadolu insanımızın gerçekleridir. Televizyonda tanık oldukları şehirli kadın ve erkek görüntüleri ve davranışları da onları pek kolay etkilemez. Çünkü onları kendi dünyalarının insanları değil, başka dünyaların insanları olarak algılarlar, ve özdeşlik kuramazlar, önemsemezler. Sonuç; zaman ve eğitime dayanıyor. Birkaç nesil geçtikten sonra bu gibi işler yavaş yavaş yoluna girmeğe başlayacaktır.... Devamı

Aslinda Dünyayi Kadinlar Yönetiyor

2007-12-16 20:14:02

    Bu yazımın başlığını görünce okumadan hemen itiraza niyetlenmeyin. Hele biraz sabredin. Bana hak vereceksiniz. Evet, dünyayı kadınlar yönetiyor. Biz erkekleri de. Evlerde  kadınları dediği olur. Ve son sözü onlar söyler.  Bir ev düşünün. Evin hanımı diyelim ki, çamaşır makinesini değiştirmeyi düşünmektedir. Sık sık arızalanmaya başlamıştır. Modeli de eskimiştir. Kadın kocasına düşüncesini açıklar. Erkek hemen itiraz patlatır. --  Olmaz !. Çünkü aile bütçesi açık vermektedir.  Gelir giderleri karşılayamamaktadır. Şimdi olmaz ! Kadın, kararlıdır. Makine değişecektir. Sesini çıkarmaz. İtirazı kabul etmiş gibi görünür. Birkaç gün sonra, tekrar aynı konuyu gündeme getirir. Tabii ki yine itiraz. Sonraki günler,   çamaşır makinesinin yenilenmesi tekrar tekrar gündeme getirilir. Sızlanmalar devam eder. Taa ki ne zamana kadar ? Kocası pes edinceye kadar. İkna oluncaya kadar. İkna olmasa bile, ikna olmuş gibi direnci kırılıp kabullenene kadar. Sonuçta kadının dediği olur. Bütçedeki delik biraz daha büyüyüp, taksit ödemeleri  biraz daha yükselme bahasına  makine alınır.   Bir başka örnek: Normal bir Türk ailesi. Biri kız biri erkek,  ergenlik çağında iki çocuk.  Anne çocuklarına daha yakın daha sevecen görüntüdedir. Evde otorite babadadır, tabii ki görüntüde.  Çocuklar için annenin düşündüğü disiplin yaptırımları baba tarafından uygulanır. Daha doğrusu uygulattırılır. Anne çocuklara karşı şirin ve sevecen bir görüntüdedir. Bütün sert tedbirler baba üzerinden gelir. Cezalar babaya verdirilir. Çocuklara da gerekçe: ---   Ben olmaz  dedim ama babanız böyle istedi ! Çocukların gözünde baba sert, hoşgörüsüz ve anlayışsız. Anne sevimli, sevecen. Ve adeta bir melek.   Sivil ve asker memurların resmi görev yerleri dışında da bir arada olduğu mekanlar vardı. Lojmanlar. Lojmanlarda kadınların yöneticisi,  müdürün veya komutanın  eşleridir. Şöyle  ki bir fark... Devamı

Beyinden Zevk Almak

2007-12-11 21:51:00

    Beyinden nasıl zevk alınır  diye bir soru karşısında kalsak, çoğumuz ‘’ şöyle bir kafayı çeker, güzelleşiriz  ‘’  diye cevap vermeyi düşünebiliriz. Ama öyle midir ? Beyinden zevk almak, beyni ve onunla bağlantılı sinirleri uyuşturmak veya uyarmakla mı olur ?  Beyin tüm canlılarda vardır. Ama insan beyninin işlevi biraz farklıdır, bilindiği gibi. Düşünme yeteneği  ile donatılmıştır insan. Bu özelliği ile Dünyadaki en üstün varlıktır. Canlı ve cansız tüm varlıklara hakimdir ve onları kendi menfaatleri için kullanır ve yönetir. Bu böyle olunca ondan alınacak zevk, onu uyuşturarak ve  bir süre için devre dışına çıkarmakla mı yoksa yaratılış amacına uygun olarak değerlendirmekle mi olacaktır ? Beynin  yeteneklerini değerlendirmeye yönelik aşağıda vereceğim örnekleri  inceleyelim ve sonra karar verelim :   Bir mimar düşünelim; emsallerinden farklı özellikleri ve görüntüsü olan bir bina tasarlıyor. Onu kağıda döküyor. Tasarımı beğeniliyor. Uygulanmasına karar veriliyor. Kağıt üzerindeki  plan ve proje hayata uygulanıyor. Yani bina projeye uygun olarak inşa ediliyor. Bulunduğu yörede benzeri olmayan  hatları,  çok farklı görünümü ve estetik güzelliği ile bir eser  ortaya çıkıyor.  Kentin o yöresine bir  başkalık ve güzellik katıyor. Bu binayı, bu eseri her gören beğeniyor,  dönüp tekrar tekrar bakmak ihtiyacını hissediyor. Şimdi  bu mimarın yerine koyun kendinizi. Onun duygularını, onun keyfini, onun coşkusunu   biraz anlamaya çalışalım: Neler hissedecek ve düşünecektir dersiniz ? --- Bu benim eserim, bu farklı güzelliği ben tasarladım , çok beğenildi.   Bir  öğretmen düşünelim;   iyi insan, sıra dışı farklı insan yetiştirmeyi ideal edinmiş. Her dersinin her dakikası için plan yapmış, senaryosunu hazırlamış ve uygulamış. İyi bir eğitim ve öğretim için eğitim biliminin ve tecrübelerinin gereği olan her şeyi ... Devamı

A V A R E Filmi

2007-12-09 23:30:00

  AVARE. Ülkemizdeki film piyasasını sarsan, görülmemiş bir ilgi ve hasılat rekorları kıran bir film. Dünya ve ülkemiz film seyircisini Hint sineması ve filmleri ile tanıştıran ilk film. Orijinali 6 saat süreli imiş. Bizde önce 4 saate kısaltmışlar, sonra da 2 buçuk saate indirmişler. 1951 yapımı. Baş rollerde fakir tatlı serseri rolünde RAJ KAPOOR ve zengin kızı rolünde NERGİS. 1950 ‘ lerin başı. O günlerde böyle basılı ve görsel medya ile İnternet yok. Tek medya unsuru uzun dalga devletin Ankara ve İstanbul radyoları. Onlarda da magazin haberleri yok. Soğuk ve resmi bir yayın politikası. Basılı medya olarak İstanbul’daki ulusal birkaç gazete var ve onlar en yakın Anadolu illerine dahi 2-3 günde, uzak illere neredeyse bir haftada ulaşıyor. Böyle bir ortamda kulaktan kulağa müthiş söylenti ve haber rüzgarı. Avare filmi varmış,3 saat sürüyormuş. Halk bu filme girebilmek için kapıları pencereleri kırıyormuş. Müthiş bir heyecan, merak ve beklenti... Acaba ilimize ne zaman gelecek ?.. Zaman o zaman ki. Devletin radyosunda bile akıllı uslu bir müzik yayını yok. Hafif batı müziği, arkasından klasik batı müziği ve sonra ajanslar. Yani öğle saat:13.00 akşam saat 19.00 da haberler. Ve sonraları da ‘’Yurttan Sesler: Yöneten, Nurettin Sarısözen. ‘’ Halkın tek ilgilendiği programlar bu son ikisi. Ajanslar ve Yurttan Sesler. Böyle bir ortamda da halkın tek eğlencesi sinemalar. Ben 12-13 yaşlarındayım. Sonunda 1956-1957 yılı olacak Avare filmi şehrimize geldi. Ezilme pahasına sinemaya girerek filmi izleyebildim. Sonra da Tüm gençlerin, çocukların ve benim dudaklarımızda da filmin unutulmaz melodisi ve şarkısı... Naaaaa na na naaaa. Na na naaaa... Avara muuu, Avara muuu... Ya gardaş ma vuuu, gardaş ma vuuu.. Aasma’an katara muuuuu. Avara muuuu... Nııı nı nı nııı...... Biz şarkıyı böyle biliyorduk. İnternette şu adreste: http://www.sinemafanatik.com/yabbse/index.php?board=17;action=display;threadid=12... Devamı

Sigarayı Nasıl Bıraktım ?

2007-12-09 21:39:00

    Sigaraya başlamak kolay, bırakmak zor. Zehir bağımlılığı, el dudak alışkanlığı, psokolojik alışkanlık. Zor ama imkansız değil... Alkol, uyuşturucu ve kumar bağımlılığı... İşte bunları insanın kendi kendine bırakması imkansız denecek kadar zor. Ancak hastanede, doktor kontrolünde yatarak kurtulma şansı var. Ama bu şartlar altında dahi kurtulma şansı % 5 – 10 kadar küçük bir oranda. Önce olaya böyle yaklaşalım... İnsan kendi kendine bırakabilir... Örnekler, yani bırakabilenler pek çok. Evet, zehir bağımlılığı var olayın içinde ama, daha çok ve en çok psikolojik bir mesele. Beyinde kati olarak olayı çözdüğünüz zaman bu iş kolay. Yani sigara ile aranızdaki köprülerin tamamını bombalayıp imha edeceksiniz. Dönüş umudu hiç kalmayacak... Bırakma niyetiniz var, ama ben bu mereti bırakamam düşüncesini kafanızdan atamazsanız, bırakamazsınız. Bıraktıktan sonra da, her an yeri hazır düşüncesini de silemezseniz beyninizden , her an yeri hazırdır, işiniz çok zor. Bırakır, bırakır sonra tekrar başlarsınız. Demek ki ilk önce kendinize güveneceksiniz. Buna ben başladım, ben bırakabilirim düşüncesini benimseyeceksiniz. Rahmetli babam, 50 sene içmiş ve bırakmıştı. Vefatından önce 5 yıl da sigarasız yaşamıştı. Evet ben sigarayı bıraktım. 16 sene içtim. Günde iki paket içerken, ve her nefeste, dumanı ciğerlerimde 8 tur attırırken bıraktım. Önce yaklaşık 15 defa denemiş ve başarılı olamamış ve tekrar başlamıştım. 1978 yılında 33 yaşımda sigarayı bıraktım. Çünkü genç yaşta sağlığımı olumsuz yönde etkilemeye başlamıştı. İşim gereği ortalama iki günde bir açık havada 8 saat kadar çalışıyordum. Sabahın erken saatinde temiz havaya her çıkışımda, temiz havayı ve oksijeni ciğerlerim kabul etmiyor ve öksürük krizleri geliyordu. Aralıksız en az yarım saat süreli ve öksürürken içim dışıma çıkıyordu. Ayrıca mide rahatsızlığım başlamıştı. İki üç defa gastrit krizi gelmiş, sancısını hiçbir ilaç geçirememiş ve sabahlara kadar kıvranmıştım. İki bardak çay içtiği... Devamı

SIGARA ILE AYAGINI IÇMEK

2007-12-09 00:22:00

  Sigaranın en önemli zararlarından biri de kan dolaşımı sisteminedir. Hastanelerin kardiyoloji servislerine hasta olarak gittiğinizde size ilk sorulacak soru, sigara içip içmediğinizdir.  Tiryaki olduğunuzu anlarlarsa size ümitsiz vaka olarak bakarlar. Çünkü artık o servisin devamlı müdavimi olup sık sık, anjiyo veya  baypas ameliyatları için oraya geleceksiniz demektir. Sigaradan dolaşım sistemi hastalıkları şunlardır:                                                   1 – Damar sertliği  ( Arteriyoskleroz ) 2- Beyni besleyen damarlarda da damar sertliği olabilir. Felçler meydana gelir. 3 – Kalp hastalıklarına, bilhassa  myokard enfarktüsüne ( Kalp krizi ) zemin hazırlar.  Kalp krizi bu gün memleketimizde ve dünyada en önemli ölüm sebebidir. Sigara içenler arasında, içmeyenlere göre hem enfarktüs hem de enfarktüsten ölüm, en az 10 kat daha fazla görülmektedir. 4 – Kol ve bacak damarlarında tıkanıklıklar yapar. Kangren olur. Sonucunda el ve ayaklar kesilebilir. ( Bürger ) Bu kesilme genellikle  bir ayağının parmaklarından başlamakta. Sonra yavaş yavaş, ayak bileği,diz ve kalçaya kadar devam etmekte, sonra öbür ayağına daha sonra da  kollarına sıra gelmekte ve sonuçta operasyonlara devam etmeye gücü tükenerek vefat etmektedir. Böyle bir olaya  tanık oldum. Yazımıza eklediğimiz resme dikkat ediniz. SİGARA İLE BİRLİKTE AYAĞIMIZI VE ELİMİZİ DE İÇEBİLİRİZ !  ... Devamı

BEYİN KRİZİ

2007-12-06 23:26:00

    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm sebepleri sıralaması şöyle: 1 – Kalp krizi 2 – Kanser 3 – Beyin krizi Kalp krizi ile kanseri bilmeyen yoktur. Beyin krizi sözlerini ise pek duymamış olabilirsiniz. Bu satırların sahibi olan ben de duymamıştım. Ta ki bundan yaklaşık 16 sene önce bir ağabeyimizin anevrizma ( beyin damarındaki baloncuk ) sonucu beyin kanaması geçirip onu kaybedişimize kadar. Sonra konuya ilgi duydum, inceledim ve bu hastalıkla ilgili olarak şehrimizde düzenlenen konferanslara katıldım. Beyin krizinin aciliyet bakımından kalp krizinden de öncelikli olduğunu öğrendim. Kısaca size tanıtmaya çalışacağım. Beyin krizi geçiren hastaların 1/3 ü krizleri sırasında ölüyor. 1/3 ü sakat olarak ve kısmen veya tamamen başkasına bağımlı olarak yaşamlarını sürdürüyor. 1/3 ü ise tam olmasa bile başkasına muhtaç olmayacak derecede iyileşerek normale dönüyor. Beyin krizi genel olarak iki şekilde gerçekleşiyor. 1 – BEYİN ENFARKTÜSÜ: Beyinde temiz veya kirli kan taşıyan bir damarın beyne gelen bir pıhtı veya damar sertliği parçacığı ile tıkanması veya bir damarın ileri derecede büzüşerek beynin kansız, dolayısı ile oksijensiz kalması. 2 – BEYİN KANAMASI İ: Beyindeki bir damarın çatlayarak beyin içine kanaması. Ülkemizde beyin krizi olaylarının % 71 i beyin enfarktüsü, % 29 kadarı ise beyin kanamasıdır. İki yarım küre,, beyin sapı ve beyincikten oluşan tüm beyin, yoğun bir damar ağı ile kan almakta ve vücudun % 2 kadarını oluşturduğu halde tüm vücut kanının % 18 beyni beslemek üzere, boru şeklindeki temiz kan damarları ile beyne gitmektedir. Dolayısı ile kansızlığa en duyarlı bir organdır. Beyin enfarktüsü geçici olabildiği kalıcı da olmaktadır Beyin enfarktüsü sebepleri: *** Damar sertliği *** Şah damarında % 70 in üzerinde daralma *** Hipertansiyon atakları ( ani yükselme ) *** Boyun omurlarında kireçlenme *** Kalp hastalıkları ( Ritim bozuklukları... Devamı

Katran ve Nikotini Düşük Sigara

2007-12-06 23:21:00

  Sigaranın sağlık için emin ve zararsız olan tipi yoktur. İlmi araştırmalar, katranı ve nikotini düşük olan sigaraların içilmesinin koroner kalp hastalığı riskini düşürmediğini göstermiştir. Çünkü; Katran ve nikotin yüzdeleri düşük olan sigaraları içenler, sayı olarak daha fazla sigara içerler ve sigarada azalmış olan nikotini telafi etmek içi de, içtikleri sigaraları derin derin içlerine çekerler. Bu ise yeni yeni problemleri ortaya çıkarır. Çünkü sigarada bulunan zararlı maddeler sadece nikotin ve ziftten ibaret değildir. Sigara toplam 3890 çeşit zararlı ve zehirli madde vardır. Düşük nikotinli sigaradan içen şahıs, sigara dumanını içine daha çok çekeceği için, şahıs diğer bir çok sayıdaki zararlı maddeleri vücuduna daha çok oranda alır ve hastalık riski de o oranda artar. Devamı

HAMİLELİK ve SİGARA

2007-12-06 16:34:00

  Kadınlar sigaranın zararlarına karşı erkeklerden daha hassastırlar. Bu konu ile ilgili önemli bilgiler şunlardır: 1 – Evli olup ta hamile kalmayı arzu eden bayanlarda, sigara içmenin hamileliği geciktirdiği belirlenmiştir. 2 – Hamillik süresinde sigara içmeye devam eden annelerin zayıf, cılız ( prematüre ) hastalıkla ve hatta ölü bebekleri dünyaya gelebilir. 3 – 17000 çocuk doğumu üzerinde yapılan incelemeler sonucunda: *** Gebeliği 4. Ayından itibaren günde devamlı olarak 10 adet sigara içen annelerin bebeklerinde, doğum sırasında ölüm oranında % 30 luk bir artış görülmüştür. *** Ayrıca bu tür annelerden dünyaya gelen çocukların normalden daha az ağırlıkta ve küçük olarak doğdukları, *** Böyle annelerin düşük ve ölü doğum riskinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. *** Ayrıca sigara tiryakisi anne adaylarının çocuklarının sakat ve özürlü olarak dünyaya gelme olasılığı yüksektir. 4 – Bütün hamileliklerde normal olarak % 15-20 oranında düşük vakası olur. Sigara tiryakisi olan annelerde ise bu oranın en az % 28 olduğu belirlenmiştir. Ayrıca dış gebelik riski de diğerlerine göre iki kat yüksektir. 5 – Sigara içen annelerin geri zekalı çocukları olma riski, içmeyen annelere oranla % 75 daha fazla olduğu tespit edilmiştir. 6 – Bebeğini emziren annelerde nikotin, anne sütüne, dolayısı ile bebeğe de geçer. Bebekte zararlı etkileri olur. Hatta bebekte nikotin zehirlenmesine sebep olabilir.   Not: Bu yazının hazırlanmasında Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları’ndan Prof.Dr. Alpaslan Özyazıcı’nın ALKOLLÜ İÇKİLER, SİGARA VE DİĞERLERİ isimli eserinden yararlanılmıştır.... Devamı

Trafik Kazaları Ve Alkol

2007-12-05 13:26:00

Yapılan istatistikler göre trafik kazalarının % 40 ‘ ının sebebinin alkol olduğu belirlenmiştir. Alkolün trafik kazasına sebep olan vücut üzerindeki etkileri şunlardır. 1 – Sahte güven hissi : Alkol cesaret ve güven hissini arttırır ve bunun sonucunda da sürücü devamlı gaza basar. 2 - Tehlikeyi idrak edememek : Sarhoş kimsenin karar verme gücü zayıflar. Karşıdan gelecek tehlikeyi kavrama yeteneği azalır. 3 - Reaksiyon zamanı yavaşlar : Normal bir araba sürücüsünün, karşıdaki tehlikeyi hissedip ayağını gazdan kaldırıp frene basıncaya kadar geçen zaman, alkollü kişilerde yavaşlar ve gecikir. Bu gecikme alınan alkol miktarının artması ile artar. Çünkü kavrama yeteneği yanında, motor faaliyeti bozulduğundan ayak adalelerine hakim olabilme ve muntazam kullanabilme yeteneği alkol ile bozulmuştur. 4 – Görme netliği bozulur: İçkili şahıs bulanık ve çift görür. Trafik ışığının dur uyarını anlayamaz. Ayrıca bakarken sanki bir tünelden bakıyormuş gibi görür. Bunun anlamı açıktır Bunun sonucunda yoldaki araçları iyi göremez. Onlara çarpabilir. Yan tarafları da iyi göremediğinden, yandaki arabalara ve yayalara da çarpabilir... Devamı

K o n u m u z : D O S T L U K

2007-11-30 17:22:00

    Dostluk konusunda, Türk ve İslam düşünürlerinin, yabanı düşünürlerin sözlerini ve konuya ilişki ata sözlerini derledim. Bakalım beğenecek misiniz ? Türk ve İslam düşünürlerinin sözleri : *** Dosta ihsanda bulunmak sevgiyi arttırır. HZ. ALİ *** Ayıpsız dost arayan dostsuz kalır. MEVLANA *** Dost kötü günde belli olur. İyi günde yüzlercesi bulunur. FERİDUN ATTAR *** Şu illerin taşı hiç bana değmez, ile dostun gülü yaralar beni. PİR SULTAN ABDAL *** Düşmanlarınla düşüp kalkan dosttan vazgeç. ŞEYH SADİ ŞİRAZİ *** Dost kazanmak için cömert ol, bil ki hasisin dostu yoktur. ALİ FUAT BAŞGİL Yabancı düşünürlerin sözleri: *** Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz eleştirin, basit bir kimseyi dost edinmek isterseniz onu övün. NELSON *** Gerçek dostlar, iyi günlerinizde siz davet edince ziyaret eder, kara günleriniz de ise davetsiz gelir. TEOFRASTUS *** Dostu severim amaa düşman da işe yarar. Dost gücümü gösterir, düşman da görevimi FRİEDRİCH VON SCHİLLER *** Dost elbiseye benzer, onu yıpratmadan terk etmelidir. Yoksa o sizi terk eder. JULES BERNARD *** Dostun kusurlarını ona yalnızken söyle, başkalarının yanın da ise onu öv. ARİSTO *** Dostluk yolu üzerinde ot bitmesine izin vermeyin. GEOFFRİN *** Gerçek dostu olmamak, yalnızlığın en kötüsüdür. BACON *** Dost kazanmanın tek yolu dost olabilmektir. R.WALDO EMERSON Ata Sözleri : *** İyilerle dost ol, kötülerden emin olusun. *** Dost içten ağlar, dıştan güler. Düşman ise dıştan ağlar içten güler. *** Kötü huylu dosttan, mert huylu düşman iyidir. *** Kazanırsan dost kazan, düşmanı anan da doğurur. *** Seyrek git sen dostuna, kalksın ayak üstüne. *** Bin altının olmaktansa, bir dostun olsun. *** Dostun bin ise azdır. Düşman bir ise çoktur. *** Fakir dost çabuk unutulur. *** Dost ile ye iç, alış veriş etme. *** Her yüze güleni dost sanma. *** Dostun attığı taş baş yarmaz. *** Karga ile dost olanın yeri çöplüktür. *** Dost alış verişte belli olur. *** Dost acı söyler, fakat doğru söy... Devamı

Ilginç Atatürkçülük Uygulamalari - II

2007-11-23 20:37:00

                                  Bundan 15 sene kadar önce, Eskişehir’de bir kamu kurumunun Meslek Lisesi’nde müdür yardımcısı görevindeyim. Efendim diyeceksiniz ki, bir önceki yazında Sivasta ve bir fabrikada personel müdürü idin. Evet efendim benim kamuda yapmadığım iş kalmadı. Şef teknisyenlik, personelcilik, fabrikacılık, hastanecilik ve son durak eğitimcilik. Nerede kalmıştık. İlimizde 2 büyük üniversite var. Anadolu Üniversitesinde bir yardımcı doçent bir konferans düzenliyor. Konusu da oldukça ilginç ve iddialı ve kapsamlı: ‘’ ATATÜRKÇÜLÜĞÜN KAYNAKLARI VE DAYANAKLARI ‘’ İl Milli Eğitim Müdürlüğü telefon zinciri ile acele bir tamim yayınlıyor. Bu konferansa tüm okullar, 20 öğrenci ve dersleri uygun olan öğretmenler ve idarecilerle katılacaktır. Ben ve birkaç öğretmen arkadaş görevlendirildik. 20 öğrenci ile birlikte üniversiteye gittik. Büyükçe bir anfi ve yüzlerce eğitimci ve öğrenci hazır. Üniversitenin sayın öğretim görevlisi kürsüye geliyor. 15 dakika, evet sadece 15 dakika. Atatürk’ü öven bir konuşma yapıyor. Herkesin bildiği ve ilk okul öğrencilerinin dahi ezbere bildiği söylemlerle. Atatürkçülüğün dayanağı ve kaynakları ile ilgili tek bir cümle yok. Teşekkür edip, kürsüden iniyor. Toplantı bitiyor... Hayal kırıklığına uğruyoruz ve kızıyoruz. Bakıyorum, salonda en öndeki protokole ayrılan sıralar boş. Ne idareciler ne de hocalardan kimse yok salonda. Adam biliyor zaten kimsenin gelmeyeceğini. Onun için konusuyla ilgili hiç hazırlık yapmamış. Amaç...? Bağlı olduğu bölüm hocalarına ve Üniversite yönetimine şirin görünmek. Parlak bir proje götürüp, önemli faaliyetlerde bulunduğunun imajını vermek. Ve kısa zamanda doçentliğe yükselmek. Ve... Biz eğitimci ve öğrencilerle birlikte eğitim camiasını basamak yapıyor. Hani şark kurnazlığı derler ya. İşte öyle bir şey. Demek ki bu tipler, yani uya... Devamı

İlginç Atatürkçülük Uygulamaları - I

2007-11-23 13:29:00

    1978 yılında Sivas ilimizde bir kamu kurumunun kuruluş ve montaj aşamasındaki fabrikasına Personel ve İdari İşer Müdürü olarak atandım. Konusunda son sistem olan proje Almanya’dan alınmıştı. Montajını onlar yaptı. 1979 yılında o zamanın ilgili bakanının teşrifleri ile fabrikanın açılışını törenle yaptık. Sağ- sol kardeş kavgasının tam hızlandığı dönemdi. Aradan bir sene geçti, 12 Eylül askeri müdahelesi gerçekleşti. 11 Eylül’ü 12 Eylül’e bağlayan son gece sabah saat: 5.00’a kadar, yani askeri müdahalenin başlangıç saatine kadar, bir gece içinde 39 kişi kardeş kavgasında ölmüştü. O günkü ortamda millet olarak büyük bir karamsarlığı düşmüş, - bir kurtaracak yok mu ? – düşüncesi toplumun her ferdine hakim olmuştu. Kim ne derse desin o günkü şartlarda bu müdahale gerekli idi. Her neyse konumuz o değil. Askeri idare, sağ sol ayrımını yani kardeş kavgasını önlemek için ‘’ Atatürkçülük ‘’ inancını birleştirici bir unsur, yani çimento olarak öngördü. O da kabul. Ama nasıl ? Tüm yurt, Atatürk heykelleri ve büstleri ile donatılacaktı. Konunun en önemli kısmı, yani Atatürkçülüğün bir ideoloji, bir ruh olduğu,esası önemsenmedi. Üzerinde durulmadı. Kuru bir şekilcilikle; heykel, büst ve resimlerle Atatürk sevgisi tazelenmesi ve aşılanması faaliyetleri öngörüldü. Bu kapsamda olmak üzere tüm resmi kurumlar, talimatla Atatürk heykel ve büstlerini yenilediler. Eksikler tamamlandı ve her biri için açılış törenleri yapıldı. Yeni kurulan, açılışı yapıldığı halde bir yılda deneme üretimini aşamayan, üretim faaliyetine geçemeyen fabrikamızda bir Atatürk büst ve heykelimiz yoktu. Bu eksikliğimiz giderme çabalarına giriştik. Bu arada parantez açayım. İlin lisesinin resim öğretmeni, olağan dışı bir uygulamayla, okulun müdür yardımcısı dahi olmadan; birden, aniden İl Milli Eğitim Müdürü olarak atandı. Sonradan görüldü ki, asli görevi Atatürkçülük uygulamaları denetçiliğidir, teftişidir. Tüm kamu kurumlarında b... Devamı

Ben Yazmıştım : PKK' NIN SONU GELDİ !

2007-11-23 10:57:00

    Bundan yaklaşık bir ay önce 26.10.2007 tarihli yazımda ‘’ PKK’nın sonu geldi ‘’ başlıklı yazımla bildirmiştim. İşte dün, 22.11.2007 günü Kanal.7.com. da patlayan haber:   '' PKK  BU  GÜN  İTİBARİYLE  BİTTİ  '' Gazeteci  ‘’ Tamer Korkmaz'dan flaş iddia.. Korkmaz, PKK'nın bugündün itibaren gayri resmi olarak bittiğini, resmen bitişinin ise önümüzdeki kısa bir zaman dilimi içinde açıklanacağını iddia etti. "Artık geriye dönüş yok. Eli kulağında diyebilirim, kısa süre içinde bu konuda çok güzel haberleri kamuoyu öğrenmiş olacak." Korkmaz, Cafesiyaset.com'a verdiği özel mülakatta, PKK'nın bugündün itibaren gayri resmi olarak bittiğini, resmen bitişinin ise önümüzdeki kısa bir zaman dilimi içinde gerçekleşeceğini belirtti. Korkmaz, "Önümüzdeki günlerde bu anlamda sevindirici haberler peş peşe gelecek" diye konuştu. Peki, Tamer Korkmaz bu iddialarını neye/nelere dayandırıyor? İşte, Korkmaz'ın Cafesiyaset.com'a verdiği söyleşi; -Günlerdir zihinleri meşgul eden soruyu tekrar soracak olursak: Sınır ötesi operasyon yapılacak mı? -Sınır ötesi operasyondan kasıt kalabalık bir ordu ile Kuzey Irak’a girip top yekun bir savaşa dahil olmaksa hayır. Ancak bakınız bu çok ciddi operasyonların yapılmadığı anlamına gelmiyor! Konu epeydir kamuoyunda tartışılıyor. Bu bağlamda sınır ötesi operasyon tartışmaları ve meraklı bekleyiş sürerken operasyon yapılmadığını düşünmek yanlış olur. Zaten Kuzey Irak’ta tezkereden çok önce de görev yapan güvenlik personeli vardı. Bugüne geldiğimizde tezkere sonrasında nokta operasyonlar yapıldı. Başka nokta operasyonlar daha yapılabilir. -PKK terör örgütünün önde gelen isimlerinin yakalandığı hakkında Ankara kulislerinde iddialar dolaşıyor… -Ben daha da büyük bir hadiseden bahsediyorum… -Nasıl yani? -Bugünden itibaren terör örgütü PKK bitme noktasına gelmiştir diyebiliriz! Çok kısa bir süre... Devamı

Bir Zamanlar Radyo Lükstü...

2007-11-22 22:47:00

  50-55 yıl öncesinden bahsediyorum. Yani benim çocukluğumdan. Evet radyo bile lükstü. Nüfusu 10 bin civarında bulunan ilçemiz merkezinde sadece 3-4 evde vardı. Bir de büyük kahvehanelerde.  O günkü çocukluk dünyamızda bir adam bunun içine nasıl giriyor da konuşuyor diye şaşardık. Bizim evde de vardı. İşte internette buldum resmini. MEDİATÖR marka dev bir cihazdı. Bu günkü 82 ekran televizyonlardan büyük hacim de. 50-55 yıl önce hayallerimize bile sığmayacak gelişmeler bu gün artık gerçekleşti ve hayatımızda.  O yıllarda olanları ve insanlarımızın imkanlarını bu günün gençleri ve orta yaşlılarının kavraması bile imkansız… İşte örnekler: Nerede öyle her evde su ve sıhhi tesisat. Mahallede bir tek çeşme vardı. Bir parmak kalınlığında su akardı, bazen da azalırdı. Tüm mahallenin, tüm su ihtiyacı buradan karşılanırdı. Çeşmenin önünde, evlerin kadın ve kızları her gün sabah erkenden kova ve testilerle  sıraya girerler. Bazan da çeşme başı kavgaları olurdu. Gazeteler 3-4 gün sonra gelebilirdi. Zaten günlük 3 gazete vardı, hatırladığım kadarı ile. Yeni Sabah, Hürriyet, Milliyet. İlçenin bir tek şehirler arası otobüsü vardı ve onun şoförü Emrullah Amca. Otobüsün markası Austin. Ateşlemesi önünde kolla. 103 köyü olan  büyük ilçemizde otomobil yani araba yoktu. Tüm köylerle irtibat at arabaları ve bir tek jeep le sağlanırdı. Ata arabacılığı  esnafı ve nalbantlık en gözde mesleklerdi. Yemeklik yağ öyle tenekelerle bakkallarda satılmazdı. Birkaç yağcı esnaf vardı. Haşhaş yağını insan gücüyle dönerek, cenderelerde  çuval ve torbalar da sıkıp ezerek üretirlerdi. Yaramaz ve huysuz çocukların uyutulması için çare basitti. Zehiri alınmış ama üzerinde biraz kalmış, kurutulmuş haş haş kabuklarını öğüterek şeker karıştırıp bebeklere bir parmak tattırırlar. Yavrucuklar mışıl mışıl uyurlardı. İlçemizde bir tek doktor vardı. Pratisyen. Resmi ve özel. Ama büyük adamdı. Paraya değer vermezdi. Tüm kentli ve köylü insanlarının yardımına ko... Devamı

Öğretmenler Gününde ÖĞRETMENLİĞE DAVET ( şiir )

2007-11-22 14:51:00

    Bir zamanlar Her iki çocuktan biri ‘’ Öğretmen olacağım ‘’ derdi. Minik dünyalarının büyük hayallerini Öğretmenlik süslerdi.   Hani bir gün Öğretmenlik mesleği Genç beyinlerin tercihlerinde En alt sıralara düşmüşse İşte o zaman öğretmene en çok ihtiyaç vardır. Hani bir gün Yapılacak çok şey var, diyorsanız Bu memleket için, İnsanlık için. İşte o gün, öğretmenlik, En ideal meslektir sizin için.   Hani bir gün Bilgiye susamış beyinlerde, Işıltılı gözlerde, ‘’ Hocam ‘’ diyen dillerde Sevgiyi tatmak istiyorsanız, Gelin, meslektaş olalım. Hani bir gün, İnsan, sıradan bir yaratık değildir, Boşuna gelip geçemez Bu dünyadan. Eser vermelidir. En büyük eser, insandır, Noktasına gelirseniz, İşte o gün, Öğretmenlik konusunu bir ele alın.   Bir zamanlar, Süzgün gözlü kadınlar, Romantik bakışlı delikanlılar, Süslerdi gençlerin rüyalarını. Sinema salonları, Bunlar için dolardı Hani bir gün, Madonnalar, Ve iri pazulu adamlar, Alıyorsa baş rolleri, Her filmde en az iki yüz insan ölüyorsa, Vampirler, cadılar Düş perdesine bir gidip, biri geliyorsa İşte o gün, ÖĞRETMENLİĞİ BİR DÜŞÜNÜN.   Hani bir gün, Madonnalar ve iri pazulu adamlarla birlikte, Kadınla erkek arası, Ne idiğü belirsiz yaratıklar, Oturuyorsa gönül tahtlarına Büyük sanatçı diye, Tirajı en büyük gazetelerde, Tüm sapkınlıklara Tam sayfa methiyeler düzülüyorsa, ‘’ Cinsel tercih hürriyeti ‘’ diye Bu çarpıklıklar sürüp gidemez. İŞTE O GÜN GELİN MESLEKTAŞ OLALIM.   Bir zamanlar ‘’ ekmek parasını hak etmek  '' inancı vardı. Ve alın teri en büyük değerdi. Hani bir gün, ‘’ Kısadan köşeyi dönmek ‘’ Marifet olmuşsa. Tüm insanlar, Bağlamışlarsa umutlarını, Tot, loto, piyango, At yarışı, Ve de kazı-kazana. Alın teri, Kalmışsa geri planda. İşte o gün, ÖĞRETMENLİK SİZİ BEKLEMEKTEDİR.   H... Devamı

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUM !

2007-11-21 19:52:00

    Yazılı ve görsel medyamızın  durumu felaket.. Benim son üç ay içinde beşinci altınc yazım. Zincirleri kırdı, ipini kopardı, tüm dengeleri sıyırdı.  Kalitesizlik ve korkunç bir cinsellik istismarı  var. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi  çocuklarımız ve ergenlik çağındaki gençlerimiz büyük risk ve tehlike altında. Birileri üç kuruş daha fazla kazanmak için toplumumuzun altına dinamit koyuyorlar. Sayın medya patronları, sayın yayın koordinatörleri ana, baba, dede, nine değiller mi ? Hiç mi sorumluluk duyguları yok ? Bu başıbozukluk nereye kadar ? Devlet millet menfaati, toplumun menfaati onlar için bir hiç her halde. Başıbozuklukta bizim medyanın üstüne başka bir ülke daha yoktur. Toplumu ayakta tutan ahlak temel ve kolonlarıdır. Bunlar tamamen çöktümü herkes altında kalacak. Bu memleketin sahibi yok mu. ? Birilerinin baş örtüsü lehine, diğerlerinin aleyhine faaliyetlerinin on da biri bu konuya gösterilse, düzelme yolunda bir şeyler yapılabilirdi.   Toplumun  fertleri olarak bizlerin de bir sorumluluğu var bu aksaklıkta. TEPKİ  VERMİYORUZ… Benim gibi birkaç kişinin feryatları azınlıkta ve cılız kalıyor.   Neler yapabiliriz hiç düşündünüz mü ? Çok şeyler.  Ben yaptıklarımdan örnekler vereyim. Fikriniz olsun. Geçen sene Eskişehir ilinin milletvekillerine ve TBBM  Dilekçe Komisyonu Başkanlığın şikayet dilekçeleri gönderdim. RTÜK’e şikayet dilekçesi gönderdim. Başka….. Bir medya Kurumumuz var TV’de haber kanalı ve  Bilgisayarda  İnternet Gazetesi var.   TV’ deki haber kanalı taraflı da olsa işlevini  yapıyor. Ama İnternet Gazetesi bir felaket. Yayının % 90 ı cinsellik istismarı. Seviyesiz . Porno sayılabilecek çırılçıplak kadın fotoğraflarının binlercesi  galeriler halinde her an yayında. İşte bu gazetede bir ay  kadar önce bir haber yayınlandı. Dünyanın bir yerinde ‘’ TRAVESTİ  GÜZELLİK KRALİÇESİ&... Devamı

Gençlerimiz Tehlikede - GELECEĞİMİZ TEHLİKEDE

2007-11-21 14:39:00

    Çocuklarımız ve ergenlik yaştaki gençlerimiz büyük tehlike ve risk altında . Bunun sonucu olarak ta geleceğimiz tehlikede. Ruhi bakımdan sağlıklı genç ve çocuğumuz kalmadı ve kalmayacak. Büyük ve küçük kentlerimizde, erkek ve kız, lise çağına gelmiş fakat sigaraya alışmamış genç kalmadı. Bu kadar olsa iyi; büyük kentlerimizde uyuşturucu maddeleri denemeyen de gençte kalmadı. Neden ? Çünkü gençlerimizin ruhi bakımdan bunalımda, açmazda... Bunların bir çok özel sebebi var. Genelde de belirgin iki sebebi var: Birincisi; çocuklarımızın ta küçük yaştan, hatta ilk okul başlangıcından, yarış atları gibi bitmez tükenmez bir sınav yarışına sokulması. Çocukluk yok, gençlik yok,dinlenme yok... Bir dersaneden öbürüne. Bir özel hocadan diğerine koşturmaca... En önemlisi endişe, sınav endişesi. Gelecek endişesi... Takatlerinin çok üstünde gerilim ve yük... İkinci sebep, cinselliğin istismarı. Bilindiği gibi ergenlik çağı, cinsellik hormonlarının geliştiği ve adeta çıldırdığı çağdır. Bu dönemde, rayından çıkmış yazılı ve görsel medyamızın cinselliği reyting uğruna aşırı istismarı uç noktalarda... Nasıl ? Yazılı basınımız ve televizyon kanallarımız gittikçe artan bir yoğunlukta kadın cinselliğini kullanıyorlar. En çok tiraj yapan gazete ve kanalların ( bir kaçı hariç ) tüm dayanağı cinsellik oldu. Her gün çıplak kadın resimleri boy boy. İnternet gazetelerinde de galeriler. Her birinde, bir zamanlar porno kabul edilen şimdi de erotik yaftası yapıştırılan binlerce onbinler çıplaklık değil, çırılçıplaklık içeren fotoğraflar... Televizyonlarımızı anlatmaya klavyem varmıyor. Herkesin bildiği şeyler. Çağdaşlaşmak uğruna, batılılaşmak uğruna Batı’nın teknolojik gelişmesi ve iş ahlakı değil belden aşağı meseleleri hedefimiz oldu. Zavallı çocuklarımız, zavallı gençlerimiz ne yapsın. Bir tarafta sınav ve gelecek baskısı. Diğer tarafta hormonların baskısı. Bu da yetmiyormuş gibi , sürekli tahrik ve sürekli uyarılma. Ruhi açıdan bu kadar yük... Devamı

Çağımızda Azalan Bir Duygu: U T A N M A

2007-11-21 09:18:00

    Bu yazımda, çağımızda gittikçe azalan ve kaybolan haya yani ‘’ UTANMA ‘’ duygusu üzerine felsefi yorumlar ve açıklamalar yapacak değilim. Amacım bu duyguya ilişkin Kur’an hükümlerini belirtmek ve hatırlatmak. Bu konu ile ilgili özet mesajlar ve mesajların verildiği sure ve ayet numaraları halinde şöyle: *** Şeytan, hayasızlığı / edepsizliği emreder ( 2/169 ) *** Gizli ve açık hayasızlık / kötülük haramdır ( 7/33 ) *** Peygamberimizin haya duygusu ( utangaçlığı ) ( 33/53 ) *** Mümin ( inançlı ) erkek ve mümin kadınların hayası ( 24/30-31,) Bu son iki ayetin meallerini de verelim: ‘’ Mümin erkeklere söyle: Gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını ( apışlarını ) korusunlar. Bu kendileri için daha temizdir. Şüphe yok ki Allah onların ne yaptıklarından haberdardır. ‘’ (24/30 ) ‘’ Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, kendiliğinden görünenler dışında ziynetlerini açmasınlar ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar. Ziynetlerini açmasınlar; ancak kendi kocalarına, yahut kendi babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut kendi oğullarına, yahut kocalarının oğullarına, yahut kendi kardeşlerine, yahut kendi kardeşlerinin oğullarına,yahut kendi kadınlarının, yahut kendi ellerindeki cariyelerine, yahut ihtiyacı olmayan erkeklere, yahut kadınların avretlerine (cinselliklerine ) haberi olmayan çocuklara müstesna. Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler ! Hepiniz Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa eresiniz. ( 24/31 )... Devamı

Hem Okudum Hemi de Yazdim !

2007-11-14 22:45:00

  Blogculuk da bir bağımlılık. Hem de ne bağımlilik. Sigara tiryakiliği yanında solda sıfır. Yazmak bir tutku ama blogculuğa başlamışsanız bir derdiniz daha oldu demektir. Okunmak. Evet en önemli derdimiz okunmak, yani HİT. Yazdığımız yazı hit'siz kaldı mı, bizi Hitler bile teskin edemez.   Eski bir türkü vardı. Şimdilerde pek bilinmiyor. Benim gençliğimde ortalığı kasıp kavurmuştu.   '' Hem okudum, hemi de yazdım. Yalan dünya senden bezdim. ''   Biz blogcular yazıyoruz ve pusuya yatıp okunmayı bekliyoruz. Ama bu blogları da okuyanlar da genel de bizleriz. Bazılarımız yazıyor ama okumuyor. Her gün yeni blogcular katılıyor. Yazanlar çoğalıyor ama demek ki okuyanlar çoğalmadığı için her gün '' hit '' kazançlarının azaldığından şikayetler artıyor. Acaba yeni katılımcı arkadaşlarımız okumuyorlar mı ? ( Suçluyu buldum galiba )   Bir tedbir almak lazım Mesela bir kural koyalım. Bir blog yazan en az 10 blog okumak zorunda kalsın. Günde, çalakalem 3- 5 blog çıkaranlar, yandı keten helvam. İşleri çok zorlaşacak. Zavallılar zaten, çok yazmaktan, vatana millete fikir üretmelerinden okumaya fırsatları kalmıyor. Ortalama günde 5 blog yazdıklarından , her gün 50 blog okuyacaklar. Durumları vahim... Ya sürmenaj olacaklar, yada çok yazmaktan vaz geçecekler. Yani nafakaları azalacak. Sözün kısası: Çare Okunmak istiyorsak, okuyalım.... Devamı

ZİNCİRLERİ KIRMAK

2007-11-14 00:17:00

    Eskiden mahkumlar zindanlarda hürriyetleri kısıtlandığı gibi bir de zincirlerle bedenlerinden veya ayaklarından bağlanırlarmış. Ne korkunç ceza. Şimdilerde pek kalmamış olabilir. , Ama benim burada ele alacağım başka bir tür zincir ve o zincirlerin kırılması. Konumuz düşünceye vurulan zincirler... Düşünceye zincir iki türlü olabilir; birincisi başkaları tarafından, yani yasaklar veya sansür. Aslında düşünmeye sınırlama hiçbir şekilde mümkün olamaz. Ancak eyleme dönüşmesi ve açıklanmasına yasak ve sınırlamalar getirilebilir. Düşünceye ikinci tür zincir, insanların kendi kendine vurduğu zincirdir. Önemli olan ve bu gün üzerine duracağımız konu budur. İnsanlar kendi düşüncelerini sınırlayabilir mi ? Tabii ki sınırlayabilir. Hem de örnekleri günlük yaşantıda çok yoğun bir şekilde görülmektedir.   İnsanlar o ana kadar edindiği bilgiler, duyuları ile algıladıkları tecrübeler ile düşüncelerini ve kendilerini sınırlarlar. Hayata, konulara ve olaylara hep aynı açıdan ve aynı ön yargılarla bakarlar ve aynı ve benzer yorumlarda bulunurlar. Bu insanlar için kolaydır, kestirmededir. Zihinsel bir faaliyet gerektirmez... Ama bu türlü yaklaşım insanın kendisini sınırladığı gibi, genellendiği zaman tüm toplumu ve insanlığı sınırlar, gelişmesini ve ilerlemesini engeller. İnsanlar hiçbir yeniliğe, buluşa ve icatlara ulaşamaz...   İnsanlar beynin yeteneklerinin ortalama yüzde yedisini kullandığı belirlenmiştir. İnsan beyninin yetenekleri insanların kavrayamayacağı kadar fazladır. İnsan beyni yorulmaz. Zihnen çalışanların yorgunluk hissetmeleri antrenmansızlıktandır. Nasıl ki fazla çalışmayan vücut kasları biraz hareket ile aşırı yorgunluk tepkisi vermektedir. Çalışmaya pek alışkın olmayan, günlük rutin çalışmanın dışına çıkamayan beyinler biraz zorlanınca yorgunluk ve sürmenaj hissi gösterirler. Yani beyin yorgunluğunun sebebi de antrenmansızlıktır. Bunama olayı, beyinlerini kullanmayan basit ve sıradan insanlarda görülür. Çok ile... Devamı

Kadinlar Sirini Erkekler

2007-11-11 00:47:00

    Kadın hakları diye bir kavram var. Özellikle ülkemizde bu kavramın yeri ve önemi var. Fakat dikkat ettiniz mi, bu kavramın ve bu hakların en çok savunanı erkeklerdir. Kadın ve erkekler dünyaya ve hayata bakış ve beklentileri bakımından apayrı dünyaların insanlarıdır. Erkekler kadınsız, kadınlar erkerksiz olamazlar. Birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar. Ama bir arada olmaları da problemler yaratır.   Genellikle kadınlar erkeklerden şikayetçidir. Bitip tükenmez bir şekilde yakınırlar sızlanırlar. Sözlerle ve yazılarla. Hiç bir şey tek taraflı olmaz tabii ki. Anlaşmazlıklarda belki erkeklerin rolü biraz daha fazla olabilir. Ama kadınların rolü hiç yok mudur ?   Bilindiği gibi erkekler aleyhinde olmak bir moda, ve akım olmuştur. FEMİNİZM Kadın düşünür ve yazarlar erkekler hakkında kitaplar ve makaleler döşenirler. Buna bir o kadar da erkekler iştirak ederler. Ama kadınlardan şikayet eden bir kitap ve ve yazı gözünüze ilişti mi ?   Kadın yazarlar erkekleri her fırsatı değerlendirerek eleştirirler. Nadir de olsa kendi hemcinslerini de eleştirirler. Ama sınırlı da olsa erkeklere hak veren bir yazılarını gördünüz mü ? Ama yerli yersiz demeden kadın haklarının yanında olan Kadınları, kadınlardan çok savunan erkekler çoktur. Ben bunlara '' KADINLAR ŞİRİNİ ERKEKLER '' ismini verdim. ( Telif hakkı ve patenti benimdir haaa )   Kadın erkekl ilişkilerinde sazan gibi ortaya atılan, Haklı haksız muhasebesini yapmadan kafadan kadınlar tarafını tutan, Kadınlar yanında kredilerinden emin olmayan, Her vesile ile onların yanında olmakla onlara '' ŞİRİN '' görünme yarışında olan erkekler.   Yani, '' KADINLAR ŞİRİNİ ERKEKLER ''... Devamı

EZO GELIN : Tatli Tesadüfler Dizisi

2007-11-03 14:50:00

          ''  EZO  GELİN  ''   konusu yaklşık 40 yıl önce rahmetli Orhan Elmas'ın senaryosu ile filme alınmıştı.Fatma Girik baş rolde idi. Herhalde konuya yaşanmış bir halk öyküsü ve onunla ilişkin  o zamanlar dillerden düşmeyen  '' türküsü '' ilham olmuştu. Burada bir parantez açayım. Eskiden sinema filmleri senelerce vizyonda kalırdı. 2.- 3 ve hatta 4.defalar aynı kentte ve belkide aynı sinemada oynatılırdı. Ben filmini iki defa izlemiştim.   Eski Türk filmleri ile yenileri ve şimdilerdeki dizi filmlerimiz arasında korkunç fark var. Tabii ki iyiye doğru. Teknik gelişme, senaryo ve de reji açılarından. Artık iyi bir yapım izlemek için yabancı  film ve dizileri aramamız pek gerekmiyor.   Yalnız bir şey hiç değişmedi. Senaryoya konu olan olaylardaki  tesadüflerden. En önemlisi gerçek hayatta  rastlanması pek mümkün olmayan  ' zengin kız - fakir oğlan  '' veya  ''  fakir kız - zengin oğlan  '' eşleşmesi.  Ezo Gelin dizisinde her ikisi de mevcut. Hele hele o '' tatlı tesadüfler  ''   Tatlı tesadüflerin çokluğu ile bu dizi eski filmlerrimizi kat be kat aştı. Bir kaçını örnek vereyim: Farkındamısınız, filmin konusu Gaziantep'te geçiyordu ve film  kahramanlarının hemen hepsi  orada idi. Her halde İstanbul'a uzak olan o kentimizde çekim daha zahmetli ve en en önemlisi daha masraflı olmalı ki, senaryocular ne yaptı yaptı, tümüne İstanbul'a nakletti. Gaziantep olayı artık İstanbul'da devam ediyor 31 kısım tekmili birden.   Film kahramanlarını hatırlayalım: ***  Esas kız: Ezo Gelin ***  Birinci esas oğlan: Ömer ***  İkinci esas oğlan: Kadim Bey ***  Esas oğlanın kardeşi: Cin Ali ***  Cin Ali'nin  sevgilisi, sonrada kaçırarak evlendiği yardımcı kız ***  Köyün ağası: Bilal Ağa ( Cin Al... Devamı

ŞU İKİ TİP İNSAN TEHLİKELİDİR !

2007-11-01 13:20:00

          Şu iki tür insan çok tehlikelidir: 1 – Ölümü göze alan 2 – Utanma duygusu yok olan. *** Tüm canlılar gibi insan için de en değerli varlığı canıdır, hayatıdır. Bunun için yüce yaratıcımız tüm canlıları kendini koruma içgüdüsü ile donatmıştır. Bir insan, bu en değerli varlığından vazgeçerek bir eyleme girişirse, önlem alarak durdurmak ve etkisiz hale getirerek, vereceği zararlarını önlemek çok zordur. İşte son senelerde çok sık karşılaştığımız örnekler: Vücuduna bomba bağlayıp, günahsız insan topluluklarının içine girip patlatarak, kendi canıyla birlikte bir çok insanın canını alan bomba teröristler. Biz de ve özellikle Irakta çok görülen bir insan ve eylem tipi. *** İnsan yaratılışta çok çeşitli duygularla donatılmıştır. Bunlar içinde, insana özel, diğer canlılarda yani hayvanlarda bulunmayan duygu utanma duygusudur. Bu duygu insanı insan yapan ve güzelleştiren manevi olarak yücelmesini sağlayan duygudur. Bu duygu yok olduğunda insanda manevi olarak hiçbir güzellik kalmaz. Ahlaki değerler önemini yitirir. Bu tür insanlar menfaatleri için her türlü olumsuzlukları alenen rahatça yaparlar. Hırsızlık, ırza tecavüz, yolsuzluk ve rüşvet gibi sayılamayacak kadar çok çeşitli ahlaksızlık ve suçlar onlar için onlar için olağan hale gelir. Bir kadınla erkek arasında olan, yalnızca iki kişiyi ilgilendiren özel anları da , dört duvar içinde kalması gerekli ilişkileri de ifşa etmek ortaya dökmek; ve hatta toplum içinde alenen bir sakınca görmeden yapmak, bunların davranış şekilleri arasındadır. Ve de insanların bu konudaki zaafiyetinden faydalanarak, kadın erkek ilişkilerini yayınlarla paraya çevirmek...... Devamı

Bir Cumhuriyet Bayrami Günü Dogan Cumhuriyetimizin Baskani

2007-10-30 10:45:00

      Bir Cumhuriyet Bayramımda doğan.Cumhuriyetimizin Başkanı. 57. Dogum Gününüz Kutlu Olsun. ************************************************************** Bu nasil bir hos tesadüftür, dikkat etttini mi ? 11. Cumhurbaskanimiz  bir Cumhuriyet bayramimizde dogmustur. 1950 yilinin 29 Ekim günü. 1950 yilinin da bilindigi gibi Cumhuriyet tarihimizde önemli bir yeri vardir. Bu sene yapilan seçimlerde tek parti dönemi kapanmis  ve Meclisimize muhalefet partisi, hemde büyük bir çogunlulukla iktidar olarak girerek bir ilk basarilmis, ülkemizde gerçek demokrasi dönemi  baslamistir. Ayrica  bir tesadüf daha var: Bir Cumhuriyet Bayramimizde dogan Cumhurbaskanimiz bu sene kutladigimiz Cumhuriyet Bayramimizde 57. yasini doldurmustur. Hatirlanacagi üzere; Cumhuiyetimizin kurucusu  ve ilk Cumhurbasknimiz olan Büyük Atatürk'ümüz de 57 yasinda aramizdan ayrilmistir. ***************************************************************** 11. Cumhurbaskanimiz Sayin Abdullah Gül'ün seçilmesi sebebiyle bir ay önce kaleme aldigim yazimi, dogum günü sebebiyle asagida tekrar yayinliyorum:   ******************************************************************   Cumhuritet Bayraminda dogan Cumhuriyetimizin Baskani Hoş geldin Cumhuriyetimizin başına. Hayırlı olsun Zatı Alinize ve Yüce Miiletimize.. Kim ne derse desin, iyi bir Cumhurbaşkanı olacağına inanıyorum,Milletimizin çoğunluğu gibi.Halim selim, yani yumuşak huylu. Gerçek Beyefendi.Donanımlı.ve saygın. Devlet adamı olarak deneyimli. Yabancı dil bilen. Milletinin bağrından çıkan.. Milletinin değerleri ile donanmış.. Ve de inançlı..İnadığı yolda güçlü ve mücadeleci. Yeterince cesur. Kararlı ve kendinden emin.. İyi bir Cumhurbaşkanı olacaksın. Yüce Milletimizi en iyi şekilde temsil edeceksin, biliyorum. Senin tökezlemeni bekleyenler, umduklarını bulamayacaklar. Peşin hükümle seni engelleme savaşı verenler yanıldıklarını görecekler. Atatürk ve İsmet İnön... Devamı

PKK' nın Sonu Geldi !

2007-10-26 11:46:00

  Bu sabah ( 26/10/2007 ) evde işe gelmek üzere hazırlanırken, bir taraftan da gözüm ve kulağım TV’lerin sabah haberlerinde idi. Tanınmış, iktisatçı, yazar, ve istihbarat analizcimiz MAHİR KAYNAK Hoca’nın ‘’ PKK, BARZANİ VE TALABANİNİN SONU GELDİ ‘’ iddiası ekranlara yansıdı. Detayları izlemeğe zamanım yoktu. Dün akşam aynı görüş benim de tüm gecemi meşgul etmiş, kendi kedime fikir fırtınası oluşturmuştum. Barzani ve Talabani rezillerini bilmem ama ‘’ PKK’NIN SONU GELİYOR GALİBA ‘’ sonucunda karar kılmış ve bu konuyu kaleme almayı tasarlamıştım. Ertesi sabah da Mahir hoca aynı görüşü seslendirince, bu yargıda yalnız olmadığıma kanaat getirdim ve yazma cesaretim arttı. 30 senedir, ülkemize maddi manevi büyük kayıplar verdirip, 30 000 insanımızı katleden PKK’nın sonu geliyor galiba: *** Bu belanın başlangıcında; bu terörist örgüt, sözde bizim müttfikimiz ve dostumuz olan tüm batı ülkelerinin desteğine sahipti. Gerçek anlamda bize hiçbir zaman dost olmayan, bizim maddi ve manevi kalkınarak güçlü bir ülke olmamızı istemeyen bu ülkeler, maddi olarak para ve silah yardımı yanında bu çeteyi, terör örgütü olarak kabul etmeyip, siyasi bir kurum kimliğinde görmek işlerine gelmiş ve kendi memleketlerinde bürolar açmalarına izin vermişlerdi. *** Yakın tarihe kadar, milletimizin egemenliği altında yaşamanın burukluğu ve ezikliği altında olan Arap ve diğer Müslüman ülkeler de yine bize gerçek dost olamamışlar, bu haydut sürüsünün topraklarında yuvalanma, siyasi faaliyet gösterme ve çapulcularının silahlı eğitim kampları kurmalarına göz yummuş ve bazıları da resmen izin vermişlerdi. *** Bu doğu ve batı ülkeleri, gerek bu terör örgütünün kendi başlarına da problemler getirmesi, gerek geçen zaman içinde bize yaptıklarını görmemezlik ve anlamamazlık boyutlarında tutma imkanlarının kalmaması sebepleri ile PKK bu ülkeler nezdinde kredi ve desteklerini kaybetmeğe başladı. Büroları kapandı, siyasi... Devamı

Temel Içgüdü Ile Oynamak. . NEREYE KADAR ?....

2007-10-25 15:13:00

  Hayvanlarla insanların, yani canlıların içgüdüleri vardır. Kendini korumak ve üremek gibi... Bunlar otomatiktir, süreklidir. Ve yaşamın devamlılığı için gereklidir... Hayvanlarda bu güdülerin kontrolü söz konusu değildir. Her an ve her yerde güdülerinin gereğini yaparlar...   Ama insanlar farklıdır. Yaratıcı, insanı düşünme yeteneği ile donattığı için bu tabii güdülerini kontrol edebilirler. Ve tabii ki etmelidirler. Edemedikleri zamanda hayvanlardan farkı kalmaz. Hayvanlardan daha vahşi ve tehlikeli olabilirler... Örnek mi istiyorsunuz ? İşte ırza tecavüzler... Çocukların cinsel istismarı... Birkaç küçük çocuğu olan babaların başka küçük çocuklara tecavüzleri... 12-13 yaşındaki erkek öğrencileri ile cinsel ilişkiye giren kadın öğretmenler... Zevk için insan öldürenler... Etini yemek için başka insanları öldürenler... Kendi kızına tecavüz eden babalar...Başka türlü ensest olayları... Cinsel sapkınlıkların türleri. Homoseksüeller, gayler, lezbiyenler, travestiler ve sayısız diğer türleri... Kentlerde ve özellikle büyük şehirlerde tenha yerlerde gezmek ve geceleri dışarı çıkmanın zor ve tehlikeli hale gelişi... Bunların çok arttığı doğru mudur ? Bu soruya hayır diyebilecek var mıdır ? Peki neden ?     Yurt genelinde büyük tirajları olan ulusal gazetelerimizin büyük çoğunluğuna bir bakın, bir hatırlayın... Boy boy yarı çıplak değil çıplak kadın fotoğrafları... Beynelminel sözde sanatçı kadınların her türlü özel hayatları ile ilgili rezilliklerinin marifet halinde empoze edilişleri... Bir gün tiraj bakımından ilk iki veya üçe giren bir gazetemizde, tam bir sayfa hacminde cinsel sapkınlığın insanın cinsel tercihi olduğu hakkında haber-röportaj, yorum ve yönlendirmesi ( Bu gazetenin ismini ilgilenip sorana özel olarak bildirebilirim.) Orta sayfa güzelleri, arka sayfa güzelleri... Yani kadın cinselliğinin alabildiğince istismarı... Ve bunlara kadınların, kadın derneklerinin karşı çıkmayışı. Tepkisiz kalışı... Televizyon ... Devamı