'' EN SEVGİLİ '' KİM ?

2008-04-14 13:54:00

    Toplumun büyük çoğunluğunun inançlarının, kabullerinin tersine bir şeyler söylemek hoş görülmez ve tepki doğurur. Yani insanlar hep doğru bildikleri ve alıştıkları doğrultuda sözler okumak ve duymak isterler. Farklı fikirleri doğru da olsa yadırgarlar.   Ama birilerinin doğruyu, en doğruyu hatırlatması ve yanlışlıklar konusunda uyarması gerekir.   Efendim, bunları niçin mi yazıyorum ? Gelelim sadede: Bu gün 14 Nisan 2008 . Kutlu doğum haftası kutlamalarının başlangıç tarihi. Sevgili Peygamberimiz bir hafta boyunca anılacak, tanıtılacak. Peygamberimizi tanımıyor muyuz ? Tabii ki tanıyoruz. Ama bu hafta boyunca daha yoğun ve ayrıntılı anma ve tanıma programları yapılacak. Birkaç senedir uygulanan bu anma hatalarının da bir sloganı var: ‘’ EN SEVGİLİ ‘’   Değeri kardeşlerim. Bu anma programlarında bir terslikler var gibi geliyor bana: *** Peygamberimizi seviyor muyuz ? Tabii ki seviyoruz. Dinin temeli Allah’a iman ve sevmektir. Allah sevgisi dışında sevgide aşırı kaçmak şirki getirir. ‘’ En sevgili ‘’ yaratıcımız olan Allah’tır. Yaratılmış bir kişiye bu ünvanı vermek doğru değildir. Yukarıda belirttiğim gibi şirk kapılarını açar. Dinimizde en büyük ve bağışlanmayan tek günah şirktir. *** Dinimizde hiçbir aracı kurum ve kişi olmadığı gibi ‘’ ayin ‘’ de yoktur. Bu tür anma toplantıları bir tür Kur’an okuma, ilahiler eşliğinde ayin törenlerine dönüşmüyor mu ? *** Anma yani zikir, dinimizin temel işlevi yani gereklerindendir. Namazda bir anma işlevidir. Buradaki anmalarda temel Allah’ı anma ve zikirdir. Buna bir kula, peygamber’de olsa bir yaratılmışa temellendirmek ne derece doğrudur ? *** Hıristiyanları İsa peygamberi Allah’lığa ortak kılarak en büyük şirk unsuruna bulaştıkları için kınamıyor muyuz ? Bizim bu tür etkinliklerimizle bir ölçüde onlara benzeme riskine düştüğümüz anlamına gelmiyor mu ?  ... Devamı

İÇİP GÜZELLEŞTİKTEN SONRA..... ?

2008-04-11 16:48:00

  Alkol tutkunları sarhoşluğu  ''  güzelleşmek  '' olarak isimlendiriyorlar.  Evet içip güzelleştikten sonra trfiğe çıkınca bakalım neler oluyor  ? Trafik kazalarının içikili araba kullanma ile yakın ilgisini bilmeyen yoktur.en yoktur. Şimdi bunun belli başlı sebeplerini sıralayalım:   1 - SAHTE GÜVEN DUYGUSU: Bu duygu şahsın, devamlı gaza basmasına sebep olur. Süratli gitmeninin kaza riskini çoğaltttığı da bilinmektir.   2 - TEHLİKEYİ İDRAK EDEMEMEK : Sarhoş kişide karar ve hüküm verme gücü zayıflar. Karşıdan gelecek tehlikeyi kavrayacak yeteneği azalır.   3 - REAKSİYON ZAMANI YAVAŞLAR: Normal bir araba sürücüsünün, karşıdaki tehlikeyi görüpte, ayağını gazdan kaldırıp frene basıncaya kadar geçen zaman, içkili kişilerde yavaşlar ve gecikir. Bu gecikme aldığı içkin,n miktarı ile orantılı olarak artmaayaaa başlar. Çünkü idrak zayıflaması yanında, motor faaliyeti ( otomatik hareketler) bozulduğundan, ayak adalelerine hakim olabilme vr düzenli kullanma yeteneği alkolle bozulmuştur.   4 - GÖRME NETLİĞİ BOZULUR: İçkili kişi, bulanık ve çift görür, renkleri karıştırır. Trafik ışığının dur ikazını algılayamaz. Ayrıca bakarken bir tünelden bakıyormuş gibi görür. Bu da sarhoş sürücünün yoldaki vasıtaları iyi görememe sonucunu doğurur. Yan taraflarını da iyi göremediğinden, yanındaki araba ve yayalara da çarpabilir   5 - HER BEŞ KAZADAN İKİSİ İÇKİDEN İLERİ GELMEKTEDİR: İçki içip güzelleşen ( ? ) kişi trafiğe çıktığında kendisini olduğu gibi başkaların da güzelleştirebilir ( ? )...... Devamı

ÇOK KONUŞUYORLAR !

2008-04-11 15:32:00

    Evet, çok konuşuyorlar. Her gün ve her konuda Yerli ve yersiz. Kimler ? Tabii ki biliyorsunuz, devlet adamları, siyaset adamları, etkili ve yetkili herkes.   Ekonomide bir kural var. Bir şey çok olursa değeri düşer, yani ucuzlar. Aynı kişiler de her gün konuşurlarsa, ister istemez tekrarlar olur, ilgi dağılır ve yok olur.   Devlet adamlarımız ve siyaset adamlarımız her gün ve her konuda, Çok konuşuyorlar, uzun konuşuyorlar. Genellikle de aynı şeyleri söylüyorlar. Dinleye dinleye ne konuştuklarını ne söyleyeceklerini, jestlerini mimiklerini artık ezberliyoruz. Bir müddet sonra konuşmaları ilgi çekmiyor. Ve DİNLENMİYOR ! Ufak bir sataşma mı var. Hemen aynı gün, Veya en geç ertesi gün el cevap.   Devlet ve siyaset adamlarımızın bu huyu sayın Demirel ile başladı. Başlamak da ne başlama ! Konuşmak için konuşmak. İçinden üç cümle fikir ve mesaj çıkmayan üç saat konuşmak... Rahmetli Ecevit ile devam etti. Kenan Evren Paşa ile ivme kazandı. Her gün meydanlardan hitap, radyo ve TV den naklen yayın. Saatlerce halkı uyarma ve eğitme mitingleri... Sonra rahmetli Özal ve Erbakan ile iyice bir hız ve yoğunluk kazandı. Tencerenin altını kızartmaya başladık...   Şimdilerde de tüm hızı ile devam ediyor. Muhterem ve önemli kişilerin konuşmaları bize artık olağan geliyor. Evimiz halkından birinin konuşmaları gibi...   Eskiden öyle miydi ya ? 50 sene öncesini hatırlıyorum. Rahmetli İsmet İnönü’yü. Bir iki ayda bir konuşurdu. Katiyetle laf dalaşına ve polemiğe girmek yok. Mesajını da direkt vermek yok. Evet birkaç ayda bir konuşurdu. Muhalif ve muvafık herkes tüm dikkatlerini toplar, Ne dediğini, Ne demek istediğini anlamaya çalışırdı. Tüm imalarından hikmetler çıkarılırdı. Her konuşması olay olur, günlerce kamu oyunda tartışılırdı. Köşe yazarları günlerce her cümle ve kelimesini tahlil ederdi.   İsmet İnönü’nünde her sözü ve kelimesi çok itina ile seçilmiş olurdu. Muhalifl... Devamı

HANMİLELİK VE SİGARA

2008-04-10 15:47:00

    Kadınlar sigaranın zararlarına karşı erkeklerden daha hassastırlar.   Bu konu ile ilgili önemli bilgiler şunlardır: 1 – Evli olup ta hamile kalmayı arzu eden bayanlarda, sigara içmenin hamileliği geciktirdiği belirlenmiştir. 2 – Hamillik süresinde sigara içmeye devam eden annelerin zayıf, cılız ( prematüre ) hastalıkla ve hatta ölü bebekleri dünyaya gelebilir. 3 – 17000 çocuk doğumu üzerinde yapılan incelemeler sonucunda: *** Gebeliği 4. Ayından itibaren günde devamlı olarak 10 adet sigara içen annelerin bebeklerinde, doğum sırasında ölüm oranında % 30 luk bir artış görülmüştür. *** Ayrıca bu tür annelerden dünyaya gelen çocukların normalden daha az ağırlıkta ve küçük olarak doğdukları, *** Böyle annelerin düşük ve ölü doğum riskinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. *** Ayrıca sigara tiryakisi anne adaylarının çocuklarının sakat ve özürlü olarak dünyaya gelme olasılığı yüksektir. 4 – Bütün hamileliklerde normal olarak % 15-20 oranında düşük vakası olur. Sigara tiryakisi olan annelerde ise bu oranın en az % 28 olduğu belirlenmiştir. Ayrıca dış gebelik riski de diğerlerine göre iki kat yüksektir. 5 – Sigara içen annelerin geri zekalı çocukları olma riski, içmeyen annelere oranla % 75 daha fazla olduğu tespit edilmiştir. 6 – Bebeğini emziren annelerde nikotin, anne sütüne, dolayısı ile bebeğe de geçer. Bebekte zararlı etkileri olur. Hatta bebekte nikotin zehirlenmesine sebep olabilir.   Not: Bu yazının hazırlanmasında Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları’ndan Prof.Dr. Alpaslan Özyazıcı’nın ALKOLLÜ İÇKİLER, SİGARA VE DİĞERLERİ isimli eserinden yararlanılmıştır.... Devamı

DİNİMİZDE İMAM NİKAHI YOKTUR !

2008-04-10 15:17:00

    İslam’da İmam nikahı yani dini nikah yoktur. Tabii ki nikah müessesesi vardır, ve zorunludur. Kadın erkek beraberliğinin meşru yani geçerli bir zemine oturması için yapılır. Nikah bir tür akit yani sözleşmedir. Kadın ve erkeğin rızalarının olması ve aleni yani açık olması gereklidir. Açık olması da iki tanığın mevcudiyeti ile sağlanır. Resmi nikahta tüm bu unsurlar mevcuttur.   Resmi nikah yapıldıktan sonra, ayrıca bir imam tarafından ikinci bir nikah törenine gerek yoktur. Osmanlı döneminde nikah işlemi imamlar tarafından yapıldığı ve resmi makamlara belgeleri sunulduğu için, bu deyim ve adet o zamandan kalmıştır.   Medeni nikah yani resmi nikah ile evlenenlerin özellikle kadın ve evlilikten doğacak çocukların hukuki hakları sağlandığı ve garanti altına alındığı için daha gerekli ve zorunludur. Tek başına dini nikah; zamanımızda resmi ve hukuki bir işlevi olmadığı için; toplumda çarpık ilişkilere, istismara , gayri kanuni ve ahlaki sonuçların doğmasına sebep olduğu için, ve nikahtan amacın da Allah indinde bu olmadığı için yeterli değildir.   Resmi nikah işleminden sonra, kişilerin manevi huzura ermeleri ile bir dua ve hayır dileme işlemine vesile olacağı için dini nikahta kıyılabilir. Kaldı ki dinimizde hayırlı sonuçlar istemek ve dua etmek için başka hiçbir aracı kişiye de ihtiyaç yoktur. Kişi dilerse her an Allah’la baş başa kalabilir. Doğrudan ondan hayırlar isteyebilir, dua edebilir. Bu yazdıklarım Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşler Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. sayın SAİM YEPREM’in konuya ilişkin beyanına ve eski Diyanet İşleri Başkanlarından, sayın Süleyman Ateş Hocamızın Vatan Gazetesindeki çeşitli zamanlardaki konu ile ilgili yazılarına dayanmaktadır.... Devamı

SİGARANIN FAYDALARI !

2008-04-09 15:03:00

    Sigaranın faydası olabilir mi ? Olmaz mı ? Hep olumsuz şeyler söyleyip içinizi karartacak değilim. Her şeyin bir kötü bir de iyi yönü vardır. Bu ilk satırlar blokta tanıtım yazısı olacağı için, okumaya başlayan tiryakiler hemen geri dönmesin, vazgeçmesin diye özenle böyle yazdım. Şimdi gelelim sigaranın  faydalarına   SİNDİRİM SİSTEMİ İLE İLGİLİ  FAYDALARI 1 - İştahı keser 2 - Sindirimi güçleştirir. 3 - Dişleri sarartır. Ağız kokusu yapar. Diş çürükleri artar. Ölen ve çekilen dişler çoğalır. Diş eti hastalıkları daha çok görülür. 4 - Ülser sebebidir. 5 - Dudak, dil, yutak ve yemek borusu kanserlerine yol açar. 6 - Ayrıca, pankreas, mesane ve rahim kanserleri ile sigara arasında kuvvetli bir ilig olduğu belirlenmiştir.   SOLUNUM SİSTEMİ İLE İLGİLİ  FAYDALARI 1 - Öksürük, balgam, nefes darlığı ve hırıltılı nefese yol açar. 2 - Müzmin bronşit ve anfizeme ebep olur. Astım hastalığının tedavisini zorlaştırır. 3- Gırtlak ve akciğer kanserlerinin en birinci sebebidir. ( %90 ) 4 - Uzun yıllar sigara içip terk edenler en büyük rahatlığı nefes almakta, öksürükten kurtulmakta ve yokuşu çıkmakta hissettiklerini ifade etmektedirler. 5 - Sigara içen kişiler, fiziki olarak daha erken yaşlanırlar.   DOLAŞIM SİSTEMİ İLE İLGİLİ  FAYDALARI 1 - Damar sertliği yapar. 2 - Kol ve bacak damarlarında tıkanıklıklar yapar. Kangren olur. El ve ayakların kesilmesi ile sonuçlanabilir. 3 - Beyni besleyen damarlarda sertliğe sebep olur. Felçler meydana gelebilir. 4 - Kalp hastalıklarına ve bilhassa kalp krizine ( miyokard enfarktüs ) zemin hazırlar. Kalp krizi ülkemizde ve dünyada en önemli ölüm sebebidir. Kalp krizi sigara içenlerde içmeyenlere göre 10 kat daha fazla görülür. Hastanelerin kardiyoloji servislerine baş vuranlara ilk sorulan soru, sigara içip içmediğidir.   DİĞER  FAYDALARI 1 - Hafızayı zayıflatır. Damarlarda kireçlenme ve beyne daha az oksijen gitmesi s... Devamı

Ünvan Ve Üniforma Arkasına Sığınma !

2008-04-04 17:20:00

    Kişilerin maddi durumu yani fakir veya zengin oluşu, İş hayatındaki mevkii, patron veya işçi oluşu, Ünvanı; genel müdür, müdür, şef veya sıradan bir çalışan olması, Tüm bunlar toplumda, sosyal çevre içindeki konumunu, itibarını ve saygınlığını belirler. Bir de kişiliği... Bir insan zengin- fakir, patron- işçi, ünvanlı veya ünvansız olabilir ama kişiliği ile de toplumda bir yer edinebilir. İnsanın iki türlü sosyal çevresi ve kişiliği vardır. vardır: Çalışma hayatındaki çevresi ve kişiliği ile işi dışında ve özel hayatındaki çevresi ve kişiliği. Bunların her ikisinde de saygınlığı elde etmiş bir kişi toplumda özel bir yer edinir, özel bir konumda olur. Yalnızca çalışma hayatındaki konumu ve mevkii ile belirli bir iş çevresinde zorunlu statü kazanmış bir kişi, özel hayatında fazla çevresi olmayan, aranmayan hatta bazen selam verilmeyen bir pozisyonda olabilir. Ahlaklı ve dürüst ve tüm insani değerler açısından olumlu özelliklere sahip; çalışma hayatında unvan ve benzer üst bir konumu olmayan bir insan; ekonomik konumu; görev ve ünvanı ile çalışma hayatında üst konumda olan kişilere oranla özel hayatında daha saygın, aranan dostluğu ve arkadaşlığı istenen bir kişi olabilir. İş hayatında hasbel kader bir ünvanı ve mevkii olan kişiler, iş hayatın dışında gerçek kişiliği ile aynı saygınlığı ve statüyü devam ettiremediklerini fark ederlerse, yine çalışma hayatındaki ünvanı ve görev üniformasının getirdiği artılar devam ettirmek isterler. Yani üniforma veya ünvanlarının arkasına sığınırlar. Örnek verelim. Adam polistir. Görevi dışında sivil kıyafeti ile gezmesi daha normaldir. Ama mesaisi bittiğinde resmi üniformasını çıkarmaz, polislik görevinin küçük artlarını özel hayatında da sürdürmek ister. Başka bir örnek: Beyefendi Albay rütbesinde iken beş yıl önce emekli olmuştur. Ama hala Albay rütbesini kullanmaktadır. Bir kuruma arkadaşını ziyarete gider. Danışmada görevliye kimlik olarak Albay................ olarak bilgi verir. Danışma görevl... Devamı

EŞCİNSELLİĞE KUR'AN'IN BAKIŞI

2008-04-01 16:00:00

            Kur'an'da eşcinsellik nasıl ele alınıyor ?                     Kur'an'da  eşcinsellik konusu geniş olarak ele alınmıştır. Bu problem, listesini daha sonra vereceğimiz 15 surede 21 defa ele alınmış ve toplam 118 ayet bu konuya ayrılmıştır. Bu rakamları, Kur'an'da  konuya ne kadar önem verildiğinin anlaşılması için aktardım.          Eşcinsellik konusu Hz.Lut Peygamber kıssasında  ele alınmaktadır:          Lut Peygamber,  İbrahim Peygamberle aynı dönemde yaşamıştır. Hz.Lut, Hz İbrahim'e komşu kavimlerden birine elçi olarak gönderilmişti. Bu kavim Kur'an'da belirtildiğine göre, o güne kadar dünya üzerinde görülmemiş bir sapıklığı yani eşcinselliği uyguluyordu. Hz Lut, onlara bu sapıklıktan vazgeçmelerini söylediğinde ve onlara Allah'ın  mesajını bildirdiğinde onu yalanladılar, Peygamberliğini kabul etmediler ve sapkınlıklarına devam ettiler. Bunun sonucunda da kavim, korkunç bir felaketle helak edildi. ( yok edildi )         Hz. Lut'un yaşadığı bu şehrin, Eski Ahitte ( İncil'in ilk bölümü, ilk 39 kitaba verilen isim )  geçen ismi Sodom'dur. Kızıldeniz'in kuzeyinde kurulmuş olan bu kavmin aynı Kur'an'da yazılanlara uygun bir şekilde yok edildiği anlaşılmıştır. Yapılan arkeolojik çalışmalardan çıkan sonuca göre şehir, İsrail - Ürdün sınırı boyunca uzanan Tuz Gölü'nün  ( Ölü Deniz) yakınlarında bulunmaktadır.  Olayın her boyutunu ve tüm ayetlerini vermek hacim olarak günlük boyutlarını aşacağından  çeşitli safhalarına ait  ayetleri  örnek olarak veriyorum. Konu ile ilgili ayetlerin sonra vereceğimiz listesinden ve bir mealden ilgi duyanlar inceleyebilir. &nb... Devamı

HIZLI BLOG YORUMCULARI !

2008-04-01 14:07:00

              Reytingler düştü ! Hitler neye gitti ? Yazan çok okuyan yok diye biz blog yazarları sızlanırken blog okurları içinde yeni bir akım çıktı ortaya. Bazı okurlar çok hızlı. Bazı okurlar çok sabırsız. Yazıyı sonuna kadar okumuyorlar. Bir iki paragraf veya cümle okuyorlar. Al sana yorum... Al sana eleştiri...   Hatta bazıları yazıyı hiç okumuyorlar yalnızca başlığa yorum yapıyorlar. Yalnızca başlığa yorum olur mu demeyin. Gözleyin ve bekleyin... Göreceksiniz. Bu gün bana yarın size...   Nasıl deniyordu ? Bu da bir trend işte... İnsan böyle durumlarda düşünmeden edemiyor. Bu arkadaşlarımızın maksadı yorum yapmak mı, yani üzüm yemek mi ? Yoksa bağcıyı dövmek mi ? Devamı

Dünya Tiyatrolar Günü'nde Bir Opera Serüveni

2008-03-27 13:58:00

  Göster/ Gizle   Yıl l962. Ankara’da bir kamu kurumu özel meslek lisesinde yatılı öğrenciyim. Ankara’nın kültürel açıdan olağan üstü özelliği var o yıllarda, Devlet Tiyatroları yalnızca orada. Sonra 4-5 Anadolu şehrinde daha sahne açtılar biliyorsunuz. Ankara’da da 3-4 sahnesi var o yıllarda. Büyük tiyatro, Küçük tiyatro ve Yeni Sahne. Ben o yıllarda en geçerli eğlence kaynağı olan sinema meraklısıyım. Bunun yanında dan Devlet tiyatroları müdavimiyim, ayarttığım birkaç arkadaşımla beraber. Ankara’da da o yıllarda tek bir özel tiyatro var ‘’ Halk Oyuncuları ‘’   Neyse efendim. 3-4 hafta ve hatta bir ay öncesinden biletimizi alıp, yerimizi ayırtıyoruz. En önlerden paşa paşa izliyoruz. Haa biletler tam 3.5 0 Lira, öğrenci 2 Lira. Zaten sinemalar da 1.50 – 1.75 Lira. Oldukça ucuz bir kültür ve eğlence ortamı bizim için.   Derken efendim bir de Opera eseri izleyelim dedik. Ankara Büyük Tiyatro’da. Ankara’lılar bilir, Büyük Tiyatro sahnesi özeldir ve operalar da orada sergilenir. Büyük bir salon büyüklüğünde döner bir sahne. Çok özel sahne ve ses düzeni. Sahne önünde çukur içinde orkestra bölümü. Tam bir ay öncesinden yerlerimizi ayırttık. Tabii ki en önden. Günü geldi. Tiyatroda yerimizi aldık. Sahne ve orkestra burnumuzun dibinde.   Eser Şekspir’in: Kral Lear. Opera baştan aşağı bir beste ve sahne gösterisi. Bir buçuk iki saat uzunluğunda. Tabii ki sözler genellikle İtalyanca. Opera’nın bir özelliği var. Konusunu bilerek gidiyorsunuz. Orada yalnızca gösteriyi ve müziği izliyorsunuz. Tabii ki biz bu özelliği bilmiyoruz. Konudan ve özelliklerinden haberimiz yok o anda. İlk gidişimiz – Tabii ki son gidişim aynı zamanda –   Bizim o zamanki algılamamızla. Müzik türü yabancı. Alabildiğine bağıran anlamadığımız bir dilden şarkı söyleyen sanatçılar. Seyirciler Ankara’nın elit tabakası ve gösteriyi büyük bir keyifle ve h... Devamı

NİHAYET GERÇEK BİR AYDIN !

2008-03-27 10:26:00

    Kaos ve kabus ortamındaki ülkemizde sonunda gerçek bir aydın çıktı. Rektörlerin yüzde doksanının gerçek görevleri olan eğitim ve üniversite sorunlarını bırakarak siyaset yaptığı ‘’ ordu göreve ‘’ gibi en akıl almaz eylemlere giriştiği bir ortamda, en aydın olması gereken üniversite hocalarımızdan da ümidimizi kestiğimiz bir anda, tek gerçek aydın kişi yine eğitimiz camiamızdan çıktı.   Kararan dünyamız ve ruhlarımız aydınlandı. Bu tek aydınımız, bir hanımefendi. Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü DENİZ ÜLKE ARIBOĞAN Dün akşam, 26 Mart 2008 gecesi Star TV ana haber programında Uğur Dündar’a küçük bir röportaj verdi. Ruhlarımıza, gönüllerimize özlediğimiz ışığı çaktı.   İktidar-muhalefet-yasama-yürütme-yargı. Hiç birine taraf olmadan. Ortadan konuştu. Gerçekleri konuştu. Karamsarlık, ümitsizlik uçurumuna yuvarlandığımız anda umutlarımız tazelendi. Bu söyleşiyi izleyemeyenler büyük kayıpta. İnternetten bulup incelesinler.   Neler mi söyledi ? Aklı selimin gereklerini söyledi. Hırslarla kutuplaşmadan, taraf olma yanılgısından kendimizi kurtaramadığımız ortamda göremediğimiz şeyleri gösterdi, söyledi. *** Devletimiz çökmek üzere... *** Yasama, yürüme, yargı; devleti oluşturan, ayakta tutan bu unsurlar, yıpratıldı, zayıflatıldı. *** Böyle giderse iki seneye kalmaz bölünürüz. *** Kürt devleti kurulur ülkemizde. *** İktidar muhalefet kutuplaştı. *** Yargı siyasallaştı. *** Ordu, çok başarılı bir harekatın arkasından haksız yere ABD uydusuna girmekle itham edildi. Morali çöktü ve etkisiz hale getirildi. *** Böyle giderse, zafiyet taşınamaz boyutlara ulaşacaktır. Dış güçler ve Birleşmiş Milletler tepemize binecek ve bizi bölecektir. *** Ekonomik kriz apayrı bir problem...   Bunlar doğru değil mi. Hırstan, Taraf olmaktan. Kutuplaşmaktan göremediğimiz, görmek istemediğimiz gerçekler değil mi ? Bu milletten, bu milletin insanından umut kesmemek gerekir. Sonunda aklı... Devamı

Sıra Dışı Bir Kişilik: HOŞGÖR DAYI

2008-03-26 15:35:00

    İnsan inanmadığı ve benimsemediği bir konuda başarılı olabilir mi ? Böyle bir sorunun cevabı hemen ‘’ -- Hayır ‘’ olacaktır. Ama şimdi anlatacağım bir olay ve sıradışı bir kişilik bunun tersinin de söz konusu olabileceğine bir delildir.   40-50 sene öncesinden bahsediyorum. Bir akrabamız vardı, babam tarafından. Babamın halasının kızının kocası yani babamın eniştesi. Fakat babam da ve tüm akrabalarımız da ona dayı derdik ‘’ Hoşgör Dayı ‘’ Hoşgör onun gerçek ismi değildi herhalde. Ama gerçek ismi hiç kullanılmazdı. Ben çocukluk anımla onun gerçek ismi olduğunu zannederdim.   Bu hoşgör dayımız çok becerikli bir adamdı. Birkaç zanaatı da çok iyi icra ederdi. Ayakkabıcılık ve saraçlık. Eskiden ayakkabılar fabrika ve atelyelerde değil elde üretilirdi. Bu işin esnafı vardı. Saraçlık da motorlu arabaların az ve hatta nadir olduğu devirde, ulaşım at ve at arabaları ile yapıldığından atların koşum takımı üretimi de ayrı bir zanaat ve esnaflık konusu idi. Evet bu dayımız bu iki mesleği de çok iyi icra ederdi. Ama bu işler için dükkan açacak maddi imkanı olmadığından 8 kişilik kalabalık ailesinin geçimini sağlayabilmek için ek bir iş daha yapardı; imamlık.   Çok güzel sesi vardı. Ezan, Kur’an okuma ve bir imamın yapması gereken tüm işlevleri çok iyi icra ettiği için aranan bir din adamı idi. Ama bu işi kadrolu olarak değil amatörce yapardı. Şöyle ki, Ramazan aylarında imamı olmayan köylere bir aylığına imamlık yapmak üzere gider ve ay sonunda hasılatını para, arpa ve buğday gibi ürünler olarak toplar ve bu topladıkları ile 3-4 aylık ailesi geçimini sağlardı.   Buraya kadar her şey normal görünüyor. Ama bir şeyi henüz anlatmadım. Bu dayımız DİNSİZ di, yani ateist ve biraz – evlerden uzak - komünist idi. Allah’a ve dine inanmaz ama din ve ibadet konusunda gerekenleri çok güzel bir şekilde icra ederdi. Aranan bir din adamı idi. Ama köylerden istek olduğu h... Devamı

ÇÖP DÜKKAN

2008-03-26 13:44:00

    Ara sıra yazılı ve görsel medyada ‘’ çöp ev ‘’ haberleri dikkatimizi çeker. Genellikle yaşlı denilebilecek bazı erkek veya kadın ve özellikle yalnız yaşayan kişiler, çöp olabilecek her şeyi çöpe atmazlar veya ‘’ bir gün lazım olur ‘’ düşüncesiyle atmaya kıyamazlar, ve evlerinin içinde biriktirirler. Gittikçe artan ve bazen tonlarla ifade edilebilecek hacme ulaşan bu çöplerin ağır kokuları komşularını rahatsız eder ve evin sahiplerini uyarırlar. Fakat onların bu çöplerden ayrılmaya niyetleri yoktur. Sonunda çaresiz kalıp mahallin belediye yetkililerine şikayette bulunurlar. Belediye yetkilileri çöp kamyonları ve bir ekiple gelir. Çöp evin sahiplerinin muhalefeti ve direnişlerine rağmen, toplum sağlığı gerekçesiyle kamyonlar dolusu çöpleri evden alırlar. Evi de temizleyip dezenfekte ederler.   Ruh sağlığı mutlaka bozuk olan bu kişiler, bu olağan dışı davranışlarını sürdürüp tekrar çöp biriktirmeye devam edeceklerdir tahminimce. Taa ki ev tekrar doluncaya kadar...   Peki ‘’ çöp dükkan ‘’ olayına veya haberine tanık oldunuz mu ? Tahminimce olmadınız. Şimdi ben size böyle bir olayı anlatacağım.   Büyük şehir kapsamında olan bir şehrimiz ve üç büyük ana caddesinin birinin üzerinde bir camcı dükkanı. Yaklaşık yirmi yıldır gözlemliyorum. Sahibi de şu an orta yaşın üzerinde bir kişi. Eskileri ve hurdaları atamayan kişilikte bir şahıs. Bilindiği gibi eskimiş ve uzun yıllar bir pencere çerçevesinde işlevini yapmış,sonra da yenisi ile değiştirilmiş eski camlar tekrar kullanılamaz. Ama bu camcı hiçbir eski, hurda ve hatta çöp olabilecek artık cam,metal,plastik hiçbir malzemeyi atmıyor. ‘’ Bir gün lazım olur ‘’ inancı ile biriktiriyor. Ama lazım olmuyor. Atıklar birikiyor.   Her gün yayan olarak işe gidip gelirken bu dükkanın önünden geçiyorum. Dükkan 8-10 sene süreç içinde tamamen doldu. Tabandan tavana kadar, tıklım tıklım atık malz... Devamı

QUO VADİS ?

2008-03-19 16:07:00
QUO  VADİS  ? |  görsel 1

           Yukarıdaki kelimeler bir romanın ismi. Okunuşu: Ko Vadis ?  Anlamı: Nereye ? Yazarı Polonyalı Henryk Sienkiewicz. 1905 yılı Nobel Ödülünü almış. Bu romanı  1895 yılında yazmış. En büyük, en ünlü ve engüzel eseri. Bu güne kadar üç defa filme alınmış. İnsanın eline aldığında bitirmeden bırakamayacağı türden etkileyici ve akıcı  bir roman.       Konu, Roma İmparatorluğunda ve Hıristiyanlığın başlangıç yıllarında geçiyor. Yazar çökmek üzere olan Roma İmparatorluğunun göz kamaştıran fakat ahlaksız ve inançsız yaşantısını eşine rastlanmaadık bir kalem gücü ve canlılıkla anlatıyor.      Şehvet, hayvani vahşet ve soytarılıkla yoğrulmuş olan İmparator Neron ve sarayındaki şölenler... Romanın yanışı... Hıristiyanlara işkence edilmesi... Sirklerde gladyatörlerin birbirlerini öldürme mücadeleleri, zavallı korumasız insanların vahşi hayvanlara parçalattırılması. Ve bunları eğlence aracı yapan,  toplandıkları sirklerde keyif ve zevkle seyreden imparator, asiller ve halk...       Bu atmosferde bir de Hıristiyan efsanesi aktarılıyor:       ' Ermiş Peter, İmparator Neron'un zulmünden kurtulmak için Roma'dan kaçmakta. Hz.İsa ile karşılaşıyor ve ona: - Ko Vadis  ? Yani, nereye ? diyor. Buna karşılık Hz. İsa  -Roma'ya yeni baştan çarmıha gerilmeye gidiyorum, çünkü sen kurtarılacak insanları bırakıp kaçıyorsun diye cevap veriyor. '                                                                              ... Devamı

H U R A F E L E R

2008-03-19 15:58:00

    İnsanların günlük yaşantıları hurafelerle çevrilidir. Kültürlü olsun cahil olsun insanlarımız nereden ve nasıl geldiği ve oluştuğu belirsiz; din, akıl, mantık ve ilimle izahı mümkün olmayan inançlarla kendilerini donatıp ve sınırlamaktadırlar. Bunlar türleri ve sayıları yüzlerle ve bazı yörelerde binlerle ifade edilebilecek kadar çoktur. Bunların belli başlı olanlarını şu şekilde grruplayabiliriz:   1. Tanrılıkla ilgili hurafeler Allah’ın herhangi bir maddi varlık şekline bürünmesi, yaratıklarından birinin bedenine girmesi veya onlara benzetilmesi tevhîde ( Allah’ın birliğine ) aykırı batıl inançlardandır. Allah’ın imamların içine girdiğini kabul eden aşırı şîî gruplarla beraber aşırı sûfîlerin ( sûfî = Allah için kendini saflaştıran kişi ) batıl inançları bu tür inançların belli başlı örneklerindendir. Tanrılığa ait sıfat ve fiillerden birini yaratıklara nispet etmek de batıl inanç sayılır. Bazı mutasavvıfların, velî gözüyle baktıkları şeyhlerine dilediğini öldürme ve diriltme gücünü nispet etmeleri ve evrenin yönetiminde söz sahibi olabileceklerini iddia etmeleri hurâfedir. 2- Uğur veya uğursuzluk Bazı hayvanları görmek veya seslerini duymak, belirli günlerde ve zamanlarda iş yapmak, mavi boncuk vb. şeyleri takmak , bazı rakamların uğur veya uğursuzluğuna inanmak, evden çıkarken kedi veya köpek görmek, baykuş sesini ve köpek ulumasını duymak, elden ele sabun veya makas vermek veya almak, Salı günü iş yapmak veya yola çıkmak, Cuma günü çalışmak, iki bayram arasında nikah kıymak, Cumartesi günü yorgan kaplamak, elbisenin söküğünü insan üzerinde dikmek uğursuz sayılmış; buna karşılık, at nalı, kurt dişi, leylek kemiği, inek veya koç boynuzu taşımak veya evin dış kısmına asmak uğurlu kabul edilmiştir. 3- Ölülerden medet ummak: Yaygın hurâfelerden biri de ölülerin türbelerini ziyaret ederek onlardan yardım beklemektir. Hastalıktan kurtulmak, yahut bahtın açılması, çocuk sahibi olmak vb. dileklerin gerçekleşmesi ... Devamı

S A T A N İ Z M

2008-03-13 09:49:00

           SATANİZM: Şeytan’a, diğer bir ifadeyle Yahudi-Hıristiyan geleneği tarafından Tanrı’nın tam karşısında mutlak kötülük veya mutlak kötülüğün temsilcisi olarak tecessüm ettirilen ( cisimlendirilen ) kişilik veya prensibe ibadet etmek demektir. Aynı zamanda bu ibadet, Yahudi- Hıristiyan dini tahakkümüne ( hükmetmesine ) karşı bir baş kaldırı hareketi olarak da tanımlanmaktadır.        SATANİZM; Katolik hıristiyanlığına karşı aşırı isyankar gruplar tarafından değişikzamanlarda uygulanmış olduğu söylenen Şeytan’a tanrı diye tapınma faaliyetidir.       Satanizm, esasen Hıristiyanlığa karşı bir reaksiyon olarak ortaya çıkmıştır. Satanizm, Şeytanî tasarruf ve uygulama, Şeytan’a ibadet ve özellikle Hıristiyan âyininin alaylı bir tarzda kutlanışıdır.        Satanizm, Hıristiyan ayinlerinin alaylı ve gülünç bir taklidi şeklindeki yarı dini törenler ve Şeytan’ın yeryüzündeki hakimiyet davasını yüceltmeye yönelik hareketlerin yapılması ve Şeytan’a saygı gösterme kültünün ( hareketinin ) yerine getirilmesidir.    Satanizm; sonuç olarak, insanı özgürleştirmek, onun hayat, zevk ve mutlak özgürlük arzularını tatmin etmek amacıyla Tanrı’ya baş kaldırış olarak, Hıristiyanlık içindeki bir sapkınlıktır.       Yukarıda yaptığımız tanımlardan da anlaşılacağı üzere Satanizm Şeytan’a tanrı diye tapınma faaliyeti adı altında Yahudi- Hıristiyan geleneğine, dini tahakkümüne ve özellikle Hıristiyanlığa karşı başlatılan bir reaksiyonun adı olmuştur. Bu hareket, başta Hıristiyanlık olmak üzere, bütün dinlere ve dinlerin ortaya koymuş olduğu kutsal değerlere karşı bir baş kaldırıyı temsil etmektedir. Dolayısıyle Satanizm, Şeytan’ın en önemli özelliği olan muhalefet ve baş kaldırıyı esas alarak , dinin ve dini olan her şeyin karşısında, fakat Tanrının da karşısında olanın yani Ş... Devamı

GÜZEL ŞEYLER DE OLUYOR ARTIK !

2008-03-07 17:15:00

  Göster/ Gizle   Geçiş dönemleri hep sancılıdır. Çünkü yıpranan eskiler tamamen hayatımızdan çıkıp yok olmamıştır. Yeniler de tamamen gelememiştir. Bu gün dünya ve bunun paralelinde ülkemiz önemli değişim ve gelişim sürecinden geçmektedir. Sosyal, kültürel ve teknolojik değişim ve gelişim çok hızlanmıştır. 1700 – 1800 lü yıllarda 100-200 senede olabilecek bir süreç şimdilerde birkaç senede gerçekleşmektedir. Baş döndürücü hızdaki bu değişim ve gelişime insan ruhu yeterince ayak uyduramamakta ve kolayca adapte olamamaktadır. Bunun doğurduğu aksaklık sebebiyle bardağın hep boş tarafını görmeye yani olaylara olumsuz yönden bakmaya alıştığımız için iyi ve güzel şeyleri görüp, fark edip gereğince değerlendiremiyoruz. Evet, artık güzel şeyler de oluyor memleketimizde. Toplum bilincimiz oldukça gelişti. Güzel insanlarımız artık güzellikler de sergileyebiliyorlar. Bunu ancak geçmiş ile bu günü karşılaştırınca anlayabiliyoruz. Birkaç örnek vereceğim ve bana hak vereceksiniz: Çok değil daha 5-10 sene öncesine kadar, toplum olarak güzel projelere, güzel bir heyecanla başlar, kısa bir süre sonra heyecanımız geçer ve unutur ve devam ettiremezdik. Efendim örnek olarak bir büyük şehrimizin 300 bin nüfuslu beldesi belediyesince Ambalaj atıkları çöp olmaktan kurtarıp, geri dönüştürüp ekonomiye kazandırma uygulaması başlatıldı. Kağıt, plastik ve teneke ambalajları ayrı torbalarda biriktiriyorsunuz, belediye her mahalle için belirlediği haftanın iki gününde bunları ayrıca topluyor ve değerlendiriyor. Bunun için ayrı ekip ve ekipman oluşturuldu. Bir seneyi aşkın süredir tıkır tıkır işliyor. İnsanımız büyük bir titizlikte geri dönüşümlü atıkları belediyece dağıtılan büyük plastik torbalarda biriktiriyor ve haftada iki gün evlerinin, apartmanlarının kapısının önüne çıkarıyor. Belediye görevlilerleri bunları topluyor. Yeni boş torbaları bırakıyor. Şehrin çöp problemi yarı yarıya azaldı. Ayrıca ekonomiye de katkı sağlandı. Gü... Devamı

DÜŞÜNCE ZİNCİRLERİNİ KIRALIM !

2008-03-06 12:35:00

    Eskiden mahkumlar zindanlarda hürriyetleri kısıtlandığı gibi bir de zincirlerle bedenlerinden veya ayaklarından bağlanırlarmış. Ne korkunç ceza. Şimdilerde pek kalmamış olabilir. Ama benim burada ele alacağım başka bir tür zincir ve o zincirlerin kırılması. Konumuz düşünceye vurulan zincirler... Düşünceye zincir iki türlü olabilir; birincisi başkaları tarafından, yani yasaklar veya sansür. Aslında düşünmeye sınırlama hiçbir şekilde mümkün olamaz. Ancak eyleme dönüşmesi ve açıklanmasına yasak ve sınırlamalar getirilebilir. Düşünceye ikinci tür zincir, insanların kendi kendine vurduğu zincirdir. Önemli olan ve bu gün üzerine duracağımız konu budur. İnsanlar kendi düşüncelerini sınırlayabilir mi ? Tabii ki sınırlayabilir. Hem de örnekleri günlük yaşantıda çok yoğun bir şekilde görülmektedir. İnsanlar o ana kadar edindiği bilgiler, duyuları ile algıladıkları tecrübeler ile düşüncelerini ve kendilerini sınırlarlar. Hayata, konulara ve olaylara hep aynı açıdan ve aynı ön yargılarla bakarlar ve aynı ve benzer yorumlarda bulunurlar. Bu insanlar için kolaydır, kestirmededir. Zihinsel bir faaliyet gerektirmez... Ama bu türlü yaklaşım insanın kendisini sınırladığı gibi, genellendiği zaman tüm toplumu ve insanlığı sınırlar, gelişmesini ve ilerlemesini engeller. İnsanlar hiçbir yeniliğe, buluşa ve icatlara ulaşamaz... İnsanlar beynin yeteneklerinin ortalama yüzde yedisini kullandığı belirlenmiştir. İnsan beyninin yetenekleri insanların kavrayamayacağı kadar fazladır. İnsan beyni yorulmaz. Zihnen çalışanların yorgunluk hissetmeleri antrenmansızlıktandır. Nasıl ki fazla çalışmayan vücut kasları biraz hareket ile aşırı yorgunluk tepkisi vermektedir. Çalışmaya pek alışkın olmayan, günlük rutin çalışmanın dışına çıkamayan beyinler biraz zorlanınca yorgunluk ve sürmenaj hissi gösterirler. Yani beyin yorgunluğunun sebebi de antrenmansızlıktır. Bunama olayı, beyinlerini kullanmayan basit ve sıradan insanlarda görülür. Çok ileri yaşlara kadar zi... Devamı

BİRA - BİRA - BİRA

2008-03-03 12:40:00

    Çok seveni olan ve üzerinde doğru olan olmayan çok şey söylenen bira bakalım nedir ?   1 - Bira, çimlendirilmiş arpanın özel işlemden geçirilmesi ve mayalanması sonucu elde edilir. İçinde % 5-7 oranında etil alkol vardır.  Kesinlikle alkollü içki sınıfındandır. Bir tek şie bira bile trafik kazalarına sebep olabilecek derecede sarhoşluk yapabilir.   2 - Alkolsüz bira diye piyasaya sürülen bira, normal biranın etil alkol oranının vakumla  % 1 1,5  oranına düşürülmesi ile elde edilir.   3 - Almanyadaki alkoliklerin hemen hepsi bira içerek  akıl hastanelerine veya hastanelere düşmektedirler.   4 - Bira bir gıda değildir. Bira ve şarap İnsanın beslenmesinde çok önemli olan A, B1, D ve C vitaminleri içermz. Birada çok düşük gıda değeri olan karbonhigrat, az miktarda protein vr yine çok düşük miktarda iki tip B vitamini bulunur. Ancak bu maddeler basit yiyeceklerde dahi çok miktarda bulunur.   5 - Bira taş düşürmez.  Biranın taş tüşürdüğü konusunda yanlış kanaat zihinlerde  yanlış olarak yerleşmiştir. İdrar arttırıcıetkisi bilinmektedir Ancak aynı sonuç kaynak suyu ve  ıhlamur içenlerde de olur.  Bilinenin aksine  içinde etil alkol olduğu için idrar yollarında ödeme sebep olup taş düşürmeyi geciktirici ve zorlaştırıcı etkisi vardır.   6 - Bira alkollü içki olduğunda diğer tüm alkollü içkiler gibi siroz sebeplerindendir   7 - Tüm alkollü içkiler  beyin dokusunda tahribata sebep olur. . 8-. Alkol kalp kası üzerinde doğrudan doğruya etki yaptığı kesindir. Uzun müddet içki kullananlardır alkolün kalp ve iskelet kaslarında bozukluklara yol açtığı bilinmektedir. Sadece bira içmekle meydana gelen kalp kası hasarları belirlenmiştir.   9 - Bira içmenin bayanlarda göğüs kanseri riski, erkeklerde ise ise böbrek, mesane ve rektum ( kalın bağırsağın sok kısmı ) kanseri riskini daha yüksek oranlarda arttırdığı görülmüştür.   10- Bira a... Devamı

BİR DE BU PENCEREDEN BAKALIM !

2008-02-29 13:58:00

                    Yüce Allah insana yükümlü kıldığı, yani farz kıldığı her şeyin bir hikmeti ve  özellikle insanın kendisine  faydası vardır. Bunların başında namaz ibadeti gelir. Bu yazıyı İNSANIN ALLAH’A EN YAKIN OLDUĞU AN isimli yazıma bir yorumla katkıda bulunan bir kardeşimin verdiği ilham sebebiyle yazıyorum. Bu kardeşim namaza başlamağa niyetlenmiş ama, nefsini yenip bir türlü başlayamıyormuş. Bu başlangıçta herkeste böyle oluyor. Nefsiyle muhasebe ve mücadele: – Başlayayım mı, başlamayayım mı ? - Başladım mı sürdürmem lazım. Günde beş vakit. Abdest alacaksın ve namaz kılacaksın. Bu işi becerebilir miyim ?  Ya başaramazsam ?  - Yarıda bırakırsam. Allah'a karşı mahcup olursam. Evet bu muhasebe herkes de böyle oluyor.   Bu iç hesaplaşmaya başlayanlar mutlaka namaza başlarlar. Bu değerli kardeşim üzülmesin. Gönlüne namaz ilhamı düşenlerde bu iç hesaplaşma ne kadar uzun sürerse, sonuç da o kadar başarılı olur. Başlarlar ve namazı bir daha terk etmezler. Namaza yeni başlayanlar ile ilgili olarak değerli Hocamız  Süleyman Ateş’in verdiği bir bilgiyi de burada arz ediyorum: Namaza , hangi yaşta olurla olsunlar muntazaman kılmaya başlayanlar için, geçmiş kılmadıkları dönem için kaza mükellefiyetleri yoktur. Yeni ve beyaz bir sayfa açmışlardır. Onlar için geçmiş değil gelecek önemlidir. Muntazaman devam ettirmeye çalışacaklardır.   Bakın bu başlangıç ile birlikte kişide ne gibi değişim ve gelişmeler olur: **  Eksiklik ve suçluluk duygusu yok olur. Yaratanına karşı görevini yapmanın, sorumluluğunu yerine getirmenin huzuru tüm benliğini sarar. Suçluluk duygusundan ve tedirginlikten kurtulur. Hayatı bir başka anlam kazanır. ** En önemli ibadet Allah’ı anmaktır. Namaz bu işlevi yerine getirmenin en önemli ve garantili yoludur. İnsan ruhu ancak Allah’ı anmakla gerçek huzuru  bulur, ... Devamı

UZAYDAN MI GELDİM ACABA ?

2008-02-27 16:30:00

    63 senedir insanların arasındayım. 50 senedir yani akılım erdi ereli insanları gözlemliyorum. Binlerce belki de on binlerce insanla çalıştım, beraber oldum, memur amir ilişkisi içinde oldum. Hayat deneyimim olduğunu ve insanları tanıdığımı zannediyorum. Fakat heyhaat...   Bazen şok geçiriyorum. İnsanlarla iletişimde tüm deneyimlerim ve bilgilerim işe yaramıyor. İnsanların bazı davranışlarını, olaylar karşısındaki tepkilerini anlamakta zorlanıyorum. Bazı hallerde de insanlar beni anlayamıyorlar... Uzaydan gelmişim gibi yüzüme tuhaf tuhaf bakıyorlar.   Birkaç örnek vereceğim , beni anlayacaksınız... İnsanlarımız evlerindeki elektrik ve su sarfiyatlarını önemsiyorlar, israf etmekten kaçınıyorlar, çünkü faturaları kendileri ödüyorlar ceplerini ve canlarını yakıyor. Ama umumi yerlerde, yani devlete ve millete ait ve faturasını resmi makamların ödediği yerlerde ayni özeni ve hassasiyeti göstermiyorlar. Elektrik ve suyu kullanıyorlar,çıkarken açık bırakıyorlar. Resmi bürolarda gündüzleri, çok güçlü güneş ışığı bulunan aydınlık mekanlarda aydınlatma lambaları hiç gereği olmadığı halde yakılıyor ve saatlerce öyle açık bırakılıyor. Kimse de umursamıyor. Bir gün resmi bir muhitte dış çevre aydınlatmaları öğleye kadar yandı. Rahatsız oldum. Oranın işyeri amirini buldum, haber verdim ve tepkimi belirttim. Adamcağız ‘’ --- Dert ettiği şeye bak ‘’ der anlamında, uzaydan gelmiş bir yaratıkmışım gibi yüzüme baktı, uzun uzun...   Rüşvet, hukuki mevzuatımıza ve tüm ahlak kurallarına göre ağır cezayı gerektiren yüz kızartıcı bir suçtur, davranıştır. Bildiğiniz gibi, kısa bir süre önce bir genel müdür, memurların aldığı paraları hediye ve bahşiş olarak yorumladı. Bağlı olduğu sayın bakanı ve bir sayın hocamız, tarih profesörü, Topkapı Müzesi Müdürü onu kınayacağı yerde destek çıktılar, onayladılar. Ben anlamakta ve kabul etmekte zorlandım. Hadi dedim şimdi muhafazakar sayın Başbakanımız onları görevden alır veya ... Devamı

ÇOK ŞÜKÜR ZENGİN DEĞİLİM !

2008-02-25 15:17:00

    Memleketimizde bir zamanlar zenginliğin işareti lüks Mercedes veya BMV marka arabalara sahip olmaktı. Şimdi trend değişti. Artık tuzu kuru vatandaşlarımızı bu lüks ve pahalı arabalar tatmin etmiyor. Bildiğiniz gibi Jeep modası var artık. Yani dev arazi arabaları. Kırsal kesimde, engebeli ve zor arazi koşullarında seyahat için tasarlanmış dev Jeepler. Büyük şehirlerde, düzgün asfalt yollarda arazi arabaları cirit atıyor artık.   Allah’a şükür zengin değiliz... Çünkü zenginlik de başa dert. Ayağımızı yerden kesen, ikinci el 5-10 yaşında yerli arabaya bile sahip olabilmek bizi mutlu ediyor. – Ki o da yok şu anda – Zenginlerimizi ise lüks BMV ve Mercedesler bile kesmiyor. Çok pahalı... Dünyanın akaryakıtı en pahalı ülkesi olan memleketimizde yakıt sarfiyatı çok fazla dev jeepler ile piyasa yapıyorlar.   Dedim ya, zenginlik de bir dert. Çok olan parayı, çok olarak sarf edecek yer bulmak gerek. Al sana bir problem daha... Çok şükür ki, öyle bir problemimiz yok.   İstanbul’da Fenerbahçe koyunda, deniz kenarında park ettikleri lüks arabalar içinde yanlarına of oflarını almış yüzlerce zengin çocuğunun, baba paralarını nasıl harcayacaklarını bilememekten bunalıma girdiklerini ve bunalımlarını bazı kimyasal maddeler ile aşma yollarını aradıklarını gördüm. Bin bir güçlükle sahip olabildiğimiz küçük bir şey dahi bizi mutlu kılıyor. Zavallı zenginlerimiz ise böyle bir şansa sahip değil. Her şeyde vardır bir hayır...   Bundan 25 sene kadar Almanlarla bir fabrikanın montajında bir sene kadar beraber çalıştım. Onlarla sohbetlerimizde, o zamanki koşullarda orta halli işçi ve memur bir çalışanın, küçük taksitlerle bir Mercedes araba sahibi olma imkanının olduğunu, fakat hiç birinin hem pahalı ve hem de yakıt masrafı yüksek lüks araba almayı düşünmeyeceğini anlatıyorlardı. Bizim orada işçi olarak çalışan, köyünden ayrılırken bir eşeği dahi olmayan ve Almanın en ağır işlerini yapan vatandaşla... Devamı

BLOG TERAPİSİ

2008-02-13 15:33:00

              İnsanın ruhsal, sinirsel ve psikolojik problem ve rahatsızlıkları için tıpta üç uzmanlık branşı vardır. Psikiyatri, Asabiye ( nöroloji ) ve Psikoloji. Bunlardan ilk ikisi hastalarını yatırarak veya ayakta ve ilaçla tedavi tedavi ederler. Psikiyatri ve asabiye uzmanları bilindiği gibi 6 yıllık tıp fakültesi eğitimi ve sonrasında uzmanlık eğitim alarak bu alanda hizmet ederler. Üniversitelerin 4 yıllık Psikoloji bölümü mezunları ise psikolog olarak çalışırlar. Tedavileri ilaçlı değildir. Hastalarını konuşturur, psikolojik problemlerinin kaynağını bulur ve çözümler önerir. Buna bilindiği gibi Terapi denir. Terapiyle tedavinin ana dayanağı hastayı konuşturmak, deşarj olmasını sağlamaktır. Toplumumuzda genellikle sınırlı entelektüel ve tuzu kuru çevreler dışında psikoloğa giderek terapi almak pek bilinmez veya bilinse de önemsenmez. Psikolojik ve ruhsal problemler, birikip patalojik hale gelinceye kadar beklenir ve ondan sonra Asabiye veya Psikiyatri uzmanları aranır. Günümüzde belirli bir kültürel seviyeye gelmiş okuyan ve hele biz blogcular gibi yazabilen insanlar – ki bunları entelektüel ( kısaca argo tabiri ile entel diyelim ) gruba alabiliriz- genellikle yakın çevrelerinde yalnız kişilerdir. Birebir beyinsel ve ruhsal paylaşımları yaşayamazlar. Yani kendi kültür seviyelerinde konuşabilecekleri – söyleşebilecekleri, tartışabilecekleri insanlar yakın çevrelerinde pek yoktur. Çünkü gerçek entel sayısı toplum genelinde ve özellikle maddi imkanları geniş çevre dışında çok azdır. İşte burada blogculuk bir çıkış ve çözüm noktasıdır. Blogcu olursa; Gönlüne, ruhuna sıkıntı veren, takıldığı konuları yazar. Çok özel uzmanlık alanı ile ilgili bilgilerini ve birikimlerini aktarır. Paylaşır. Az veya çok sayıda, ama mutlaka paylaşacak birileri olduğunu bilir. Kültürel yalnızlığını, entel yalnızlığını giderir. Onu da anlayabilen, onu da izleyebilen, insanlar vardır artık. Bilindiği gibi sıkıntıla... Devamı

İZİN - DEYİZ ATAM !

2008-02-12 14:43:00

    Sen Hakkın rahmetine kavuşalı bu sene tam 70 yıl oldu. 70 yıl sonra da bize bir şeyler oldu Atam...   *** Pek de fazla çalışmayan ve yorulmayan aklımızı izne çıkardık Atam. Uzun zamandır tatil yapıyor. Bu sebeple bizde ne yaptığımızı bilemiyor bocalayıp duruyoruz. Zaman hızla ilerliyor, teknoloji gelişiyor. Dünya ekonomisi büyük bir devinim yaşıyor. Biz her gün kendi yarattığımız problemler ve korkularla oyalanıp duruyoruz. Kabuğumuzdan çıkamıyoruz. Bu günlerde bir giysi parçasına, bir örtüye takıldık; giysek giyemiyoruz, çıkarsak çıkaramıyoruz Atam !   *** Vicdanlarımızı da izne çıkardık Atam ! Bazı sayın büyük büyük hocalarımız, profesörlerimiz, rektörlerimiz; Bilgiye ve başarıya değil, kılık kıyafete not vereceklerini, televizyon ekranlarından bağırarak ilan ediyorlar Atam !   *** Manevi ve ahlaki değerlerimizi izne çıkardık Atam ! Bazı bakan, genel müdür, isimlerinin önünde büyük akademik ünvanlar olan sayın büyük devlet adamlarımız, rüşvet kavramını kaldırdılar, hediye ve bahşişe dönüştürdüler ve onu da meşru kıldılar Atam. Şoktayız, şoktayız Atam.   iliyoruz ve çok eminiz ki, bizim mutluluğumuzla senin ruhunda mutlu ve huzurda olacaktır.   Ama bizi bağışla; biz kendimizi mutlu kılamıyoruz ki, senin ruhunu da nasıl mutlu edelim Atam !... Devamı

Başbakanımıza Açık Dilekçe

2008-02-12 11:35:00

        Sayın Başbakanım Bildiğiniz bir olayı kısaca hatırlatayım. Birkaç gün önce Tapu Kadastro Genel Müdürü Zeki Adlı tapuda memur görevlilere verilen 15-20 YTL gibi paraların ‘’ bahşiş ve hediye ‘’ olduğu’’nu talihsiz bir beyanla belirtmiş, gördüğü büyük tepki karşısında çark ederek aynı gün akşama kalmadan da ‘’ yanlış anlaşıldığını ‘’ ifade etmişti. Tabii ki bir üstün, bir amirin astlarını koruması olağandır. Ama yapılan iş doğru ve haklı ise. Ama bu beyanata yine talihsiz bir hata ve astını koruma içgüdüsü ile sayın İmar ve İskan Bakanımız destek çıkmışlardı. Toplumumuzu şoke eden bu iki demeç yetmiyormuş gibi bir sayın Hocamız, çeşitli konularda yayınlanmış bir çok eseri bulunan, tarih profesörü, aynı zamanda, Ülkemizin en güzide ve önemli müzesi olan Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Prof.Dr. sayın İlber Ortaylı’ da tapuda memurlara verilen paranın rüşvet sayılamayacağı doğrultusunda ‘’ Bahşiş hediyedir. Hukuki değildir ama ahlakidir ‘’ demişlerdir. Bu üç muhterem zat, Genel Müdür, Bakan ve Müze Müdürü olarak devlet görevlisidir. Memurdur. Ve sıradan memur değillerdir. Bende devletimize, alt ve orta kademe yönetim kademelerinde 40 seneyi aşkın bir süre hizmet etmiş bir kişiyim. Milletimizin büyük çoğunluğu gibi şok oldum ve bu şokun etkisini günlerdir aşamıyorum, bu sözleri kabullenemiyorum. Zannediyorum toplumumuzun yüzde seksen ve doksanı da benim gibi şokta. *** Zatı alilerinizce de malum olduğu üzere kirliliğin, yanlışlığın ve haramın büyüğü küçüğü olmaz. *** Biz de tüm ülkelerde genel bir uygulama ile bahşiş, garsonlara, sinemada yer göstericilere, otel komilerine ve taksi şoförleri gibi hizmet erbabına verilir. Ve bazıları da yalnız bahşiş karşılığı çalışır ve ücret ödenmez. *** Devlet memuru, devleti ve devletin onurunu temsil eder. Az veya çok bir ücret alır. Ücret yetersizse çalışmaz işi terk eder. *** Hukuk kuralları ahlak kural... Devamı

Bir Bahşiş ( ? ) Hikayesi

2008-02-11 17:01:00

  Yaşanmış bu hikaye, Devlet Memurlarını bahşişe layık gören Sayın Büyüklerimize ithaf olunur...   2000 yılı Mart ayı. Bir kıyı kentimizdeki küçük kooperatif dairemizi sattık. Anadolu’muz bir kentinde, bir o kadar da akrabamızdan dövizle borçlanarak bir daire satın aldık. Evin sahibi Almanya’ da ikamet ediyor. Telefonla anlaştık. İşyerinden izin alıp, uçakla bir günlüğüne gelip tapuyu verecek. Tapu alacağımız gün sabahtan tapu dairesine gittim. Durumu anlattım. Memurda bir tavır ve yorgunu yokuşa sürmeler. Ne o ? --- Bu git yarın gel ! --- Olur mu kardeşim. Satıcı uçakla bir günlüğüne gelip tapuyu verip gidecek. Ben.... yıllık devlet memuruyum. Bu iş olacak... Yine bir çok yersiz bahaneler... Müdüre gidiyorum. Sesimi de yükselterek durumu anlatıyorum... --- Öğleden sonra saat:14.00 de gelin...   Belirtilen saatte Almanya’dan gelen satıcı ve biz alıcı, tapu dairesinde hazırız. Bekliyoruz... Saatler ilerliyor, görevli memurda bir surat. Bizim işimiz çok ağır ilerliyor. 3-5 derneğe de bağış makbuzları kesiliyor. Ama son işleme bir türlü gelemiyoruz.   Ben anlıyorum, çünkü bir bahşiş ( ? ) vaadim ve bunu anımsatacak bir hareketim yok. Bizden sonra gelen vatandaşların işleri de bitiyor. Bizim işlemimiz bir türlü tamamlanamıyor. Mesai sonu iyice yaklaşıyor. Sinirlerimiz iyice geriliyor. Mesai bitmesine 15 dakika kalmıştır. Nihayet bizim işlemimizde tamamlanıyor. Para ödeniyor. Defterlerdeki imzalar tamamlanıyor. Memur müdür yardımcısı odasına davet ediyor. Tapuyu vereceklerdir... Memur ve sorumlu idareci bekliyor. Ama ikisinin de gözü tüm dikkatleriyle ellerimde. Ellerim ne zaman cebime veya cüzdanıma gidecek bekliyorlar. Ellerinde tapu bekliyorlar...   Ben, bu defa ağır hareketlerle; tadını çıkartarak, tapuyu ellerinden alıyorum. Ve her ikisinin ellerini sıkıyorum... --- Çok teşekkürler... Ve muhataplarımda hayal kırıklığı...   Bu mudur, devlet memurunun düştüğü durum ? Bu mudur, vatandaşın ç... Devamı

Rüşvet Bahşiş midir ?

2008-02-11 15:05:00

    Rüşvet bahşiş midir ? Rüşvet hediye olabilir mi ? Soruyu daha başka şekilde soralım. Ahlak kuralları değişir mi ? Tabii ki değişmez. AHLAK KURALLARI DEĞİŞEMEZ. Toplum olarak kafayı sığırdık galiba. Birileri tapu memur ve müdürlerinin aldığı rüşveti bahşiş ve hediye olarak görüyor. Ve ahlaki olduğunu savunuyor. Ve bunu söyleyenler sıradan insanlar değil. Bunlardan biri;Tapu Kadastro Genel Müdürü Zeki Atlı beyefendi. Birkaç gün önce sabah böyle söylemiş, gördüğü büyük tepkinin ardından akşam kıvırmıştı: ‘’ – Galiba yanlış anlaşıldım ‘’ Mesele böylece kapandı zannederken bu gün ( 11/02/2008 ) aynı konuda bir başka büyük adamımızdan şok bir yorumun haberi: ‘’ Rüşvet değil bahşiştir, bahşişte hediyedir, hukuki değildir ama ahlakidir. ‘’ Bunu söyleyen de çeşitli konularda yayınlanmış bir çok eseri bulunan bir tarih profesörümüz Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü, Prof.Dr. İlber ORBEYLİ. Bu sözlerin neresinden tutalım: *** Devlet Memuru, hizmet karşılığı bir maaş yani ücret alır. Bu ücreti yetersiz görüyorsa çalışmaz, işi bırakır. *** Bahşiş kime verilir, bize sinemada yer gösterenlere, otel komilerine, lokanta ve gazinolardaki garsonlara. Taksi şoförlerine. Ve bazıları da işyerinden ayrıca ücret almazlar yalnızca bahşiş karşılığı çalışırlar. *** Devleti temsil eden kişileri, bahşişe layık görmek nasıl bir akıl ve yorumdur ? *** Devlet memurunu bahşişe layık görenler de kimler bir bakar mısınız ? Devletin bir genel müdürü ile Ülkemizin en büyük ve önemli müzesinin müdürü. Yani, yine bir önemli devlet görevlisi. Ve bir de, akademik ünvanları var: Profesör, Dr. v.s ve v.s. *** ‘’ hukuki değilse bile ahlakidir. ‘’ Bu nasıl söz, bu nasıl yorum ? Hukuk kuralları, hukuki metinlere, yani yasalara neden girer. Ahlak kurallarına uymayan davranışlar için. Bu nasıl çelişkidir Allahım ! Son zamanlar da bize bir şeyler oluyor. Sıradan basit insanlarımıza değil. Büyük büyük a... Devamı

LOŞ IŞIKLARI HİÇ SEVMEM !

2008-02-08 11:03:00

    Loş ışıklar hiç sevmem Gizlenecek bir şeylerin Varlığını hatırlatır bana Ve de gerçeklerden kaçışı Ortam apaydınlık olmalı   Gri rengi de hiç sevmem Kararsızlığı Belirsizliği simgeler Renk dediğin zaman Bembeyaz olmalı Ya da kapkara kalmalı   Sevgi sözcünün ağızlarda Sakız edilmesine de karşıyım Sevmeyip de Seviyor görünmemeli Seviyorsa insan Adam gibi sevmeli Devamı

Telefonla Konuşmasını Bilmiyoruz !

2008-02-07 16:34:00

      Zırr...... Telefon çalıyor. Açıyoruz.Karşımızdaki sesimizi tanıdık bulamamışsa sert bir üslupla soruyor: --- Kimsin.. ? veya: --- Kimsiniz.. ? Ben kızıyorum: --- Siz kimsiniz ? veya: --- Kimi arıyorsunuz ? Kimi aradığını söylüyor. Genellikle yanlış aramıştır. Bazıları özür diliyor, bazıları da buna da gerek olmadan yüzünüze telefonu kapatıyor. Be güzel kardeşim... Telefonla konuşmanın da bir adabı, bir usulü vardır. Aradığınız kişinin sesini alamamışsanız veya aradığınız kişiyi şahsen ve sesi ile tanımıyorsanız; *** Önce siz kim olduğunu söyleyeceksiniz. *** Sonra da kimi aradığınızı söyleyeceksiniz. İletişime çok meraklıyız. Cep telefonlarının çoğalmasından, 7-8 yaşındaki çocukların, telofonu iletişim dışında oyuncak olarak algılayanların dahi bir telofona sahip olmasından sonra adap,usul erkan, görgü kuralı diye bir şey kalmadı. *** Cep telefonu yolda yürürken caddede yolda bağıra çağıra konuşmak veya mesaj atmak için değildir. *** Durup, bir kenara çekilip, kimse duymadan, özelinizi kimse ile paylaşmadan konuşmak veya arandığınızda da bu şekilde cevap vermek içindir. GÖRGÜLÜ KÜLTÜRLÜ İNSANLAR BÖYLE YAPIYOR !... Devamı

Blogcular, Çok Özel İnsanlarsınız !

2008-02-07 14:21:00

    Evet, çok özel insanlarsınız. Okuyanın çok az olduğu, Ciddi ve seviyeli bir kitabın ortalama 3-5 bin adet basılabildiği, Kütaphanelere ancak ders çalışmak isteyen öğrencilerin gidebildiği, Lise ve üniversite mezunlarının dahi birkaç cümleden ibaret bir dilekçeyi yazamadığı, Diplomasını almış fakat, çelik şerit metre ile doğru ve hatasız bir uzunluk ölçüsü dahi alamayan inşaat mühendislerinin bulunduğu, Teknik resim eğitimi ve bu dersin sonunda geçerli notu almış mühendislerin bazılarının basit bir kroki dahi çizemediği, Türkçe Öğretmenliği eğitimi ve diplomasını almış fakat, doğru dürüst ile bir paragraf yazı dahi yazamayan öğretmenlerin bulunduğu, Daha doğru ifade ile okuyanın az ve yazanın çok az olduğu bu memlekette kısa veya uzun aralıklarla blog yani bilgi, fikir ve yorum yazısı yazan çok özel insanlarsınız...   Farklı insanlarsınız... Çünkü yakın ve uzak çevrenizde sizin gibi insan ilişkilerini, memleket ve toplum problemlerini kendisine dert edinmiş, birebir seviyeli sözlü konuşacağınız paylaşacağınız insanlar yok. Sizin gibi belirli bir alanda bilgi ve deneyim biriminde olup bunu paylaşma ihtiyacı duyan insanlar yok Bilgilerinize, birikimlerinize önem veren ve ihtiyaç duyan insanlar yok. Çevreniz sıradan ve günlük gailelerinin dışına çıkamayan, çoğunluğu fikir ve yorum bilincinden yoksun insanlarla dolu. Belki de onlar sizin farklılığınızı ve onlara göre sıradışılığınızı yadırgıyorlar, anlayamıyor ve değerlendiremiyorlar. Muhtemelen bazıları sizi uzaydan gelmiş bir yaratık gibi görüyor. Bu yüzden yalnızsınız. Entelektüel birikiminizi paylaşacağınız kişiler ve ortama ihtiyacınız var. Bu blog ortamı sizin için iyi geliyor, ilaç gibi geliyor. Evet, değerli blogcular,   Bir de şanslısınız ! Entelektüel birikiminizi ve yanlızlığını burada paylaşıyorsunuz. Sizi anlayan, değerlendiren insanlarla buluşuyorsunuz burada. Paylaşma ve deşarj duygusu ile ruhen rahatlıyorsunuz. Seçkin bir insansınız ve seçkin ve s... Devamı