K A P A T I L M A Y A C A K T I R !

2008-07-30 14:29:00

Bu günlerde iktidar partimiz AKP’ nin kapatılıp kapatılamayacağı konusunda fallar açılıyor, yorumlar yapılıyor. Siyasi ve ekonomik çevrelerde kapatıldığı takdirde neler olabileceği hakkında çeşitli senaryolar üretiliyor. Kapatılmaması halinde neler olacağı konusu ise medyamızın gündemi dışında.Çünkü medyamız ilgi çekmenin ve reyting yapmanın tek yolunu olumsuz senaryolarda ve ‘’ felaket çığırtkanlığında ‘’ görüyor ve kapatılacağı ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor. Ama, kapatılmayacaktır !Çünkü; Uzun yıllar koalisyonlarla yönetilmiş ve bunun sosyal ve ekonomik sıkıntılarını yoğun olarak yaşamış ülkemiz için, tek parti iktidarı bir şanstır. Nitekim bu şans bir ölçüde değerlendirilmiş, siyasi ve ekonomik alanlarda uçurumun kenarından dönülmüş, özlenen ve geleceğinden neredeyse umut kesilen istikrar ortamı yakalanmıştır. Buna bir örnek olarak, son 20- 30 yılda kronik hale gelen ve yılda % 50’ nin altına düşmeyen enflasyonun dizginlenebildiğini ve yüzde 10’ lara geriletilmiş olduğunu gösterebiliriz. Kapatılmayacaktır !Çünkü; bu günküHer rejimde aykırı düşünceler ve fikirler ve ideolojiler her an olacaktır. Eğer demokrasiden bahsediliyorsa bu kaçınılmazdır. Böyle fikirler açık olarak ifade edilemezse ve sınır ve engeller konursa yani legal olamazsa, illegal olarak yer altına iner ve büyük bir ihtimalle de silaha da başvurarak kendini savunur ve varlığını sürdürme mücadeles  siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda gelişmiş ülkelerde bir fikrin, bir ideolojinin silahlı bir eyleme dönüşmemesi halinde varlığına hoş görü ile yaklaşılmaktadır.i verir.Kapatılmayacaktır !Çünkü; kapatılması gündemde olan parti halkın % 47 sinin ... Devamı

KESTİRME BİR YOL: DARBECİLİK

2008-07-28 16:16:00

Siyaset, çileli, zahmetli ve masraflı bir uğraşıdır.Çileli ve zahmetlidir;Eğer çalışma ve kişiliğinle isim yapmış, popüler olmuş, son zamanlardaki bir deyimle marka olmuş bir kişi değilsen ki; böyle bir özellik ancak 100 binde bir kişiye kısmet oluyor.İşe sıfırdan başlamak gerekir.Önce bir siyasi partide aktif üye olacaksın.Sonra ilçe veya il, mahalli yönetim kuruluna seçileceksin.Uzun yıllar, evine pek uğramamak kaydıyla çalışmalara katılacaksın. Her taşın altından sen çıkacaksın.Önce il başkanının, sonra Ankara’daki genel merkez yöneticilerinin ve özellikle genel başkanının dikkatini çekeceksin.Parti teşkilatı ile de çok sıkı ilişkilerin olacak.Herkesi tanıyıp, herkese kendini tanıtıp, sevdireceksin.Bu zor işte başarılı olabilmek için gerekirse kişiliğinden taviz vereceksin. Kendi prensiplerini kendin çiğneyeceksin.Sonra ne yapıp yapıp ama önseçimle, ama genel merkezin himmetiyle, seçilmesi garanti ilk sıralara konulacaksın.Seçim sürecinde maddi ve manevi büyük ve yorucu maratonda günlerce evine uğramadan, çocuklarınla ilgilenmeden; ilçe ilçe, kasaba kasaba, köy köy, mahalle mahalle dolaşıp, seçmen ilgisi arttırmaya ve partinin oylarını yükseltmeye çalışacaksın.Diyelim ki seçildin, ki seçilmeme ve tüm bu şartların bir araya gelmeme şansı daha fazla.Maraton bitti mi, bitmedi.Bakanlık koltuğu kapmağa çalışacaksın.Ki halkın çoğunluğunun rağbet etmediği bir siyasi akımı tercih etmişsen. İktidar olmayı ve bakan olmayı hayal dahi edemeyeceksin.Yazıyı uzatmamak için bu kısımdaki çabaların takdirini size bırakıyorum.İşin maddi boyutuna gelince, tüm bu uğraşılar cebinden büyük paraların çıkması ile mümkün olacaktır. Bu sebepten siyaset oyunu, orta direk mensubu vasat geliri o... Devamı

Siz Şimdi Kaç Kişisiniz ?

2008-07-08 16:50:00

 ‘’ Biz Kaç Kişiyiz ‘’ hareketi başlatıp, yaklaşık 1 200 000 kişiyi üye kaydedip aidata bağlayan ve on binlerce kişinin katıldığı ‘’ Cumhuriyet Mitingleri ‘’ tertipleyen ve bu mitinglerde ateşli konuşmalar yapan gazeteci Tuncay Özkan’ın Gaziantep’te yaptığı son mitinge yalnızca 250 kişinin katıldığı bu günkü Milliyet’in haberi.Tuncay Özkan’ın gazeteciliği yanında siyaset adamlığına soyunduğu bu hareketle anlaşılmıştı. Ayrıca sahibi olduğu Kanal Türk’ü bu harekette etkin olarak kullanıp kanalın ismini ‘’ Biz Kaç Kişiyiz ‘’ hareketi ile özdeşleştirip ticari değerini yükselterek iyi bir fiyata satması da, bu muhterem zatın iyi bir ticari zekaya sahip olduğunu da kanıtlamıştı.Kanalın satış olayında bir milyonu aşkın kişinin kullanıldıklarını ve kendilerinin de satışa getirildiklerini anlamaları zaman almadı. Ve bu günkü Milliyet’teki haberde de görüldüğü gibi yeni bir isimle düzenlenen mitinge yalnızca 250 kişinin katıldığı görüldü.Bu haber ile ilgili olarak daha fazla yoruma da ihtiyaç yok. Çünkü yorumu da haberin içinde... Devamı

Allah, Hangi Davranışları Sever ?

2008-07-02 16:50:00

Kur’an’da hiçbir ayette Allah, ‘’ beni seviniz ‘’ dememektedir. Zaten böyle bir istek de O’ ndan gelemez. Çünkü gerçek büyük olan böyle bir hafifliğe düşmez. Ama Yüce Allah kimleri ve hangi tür davranışları sevdiğini çeşitli ayetlerde, tek tek açıklamıştır.İşte o ayetler:‘’ ..... İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. ‘’iyilik edenleri sever. ‘’ ( 2/195 )‘’ ... Şüphesiz Allah, çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever. ‘’tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever. ‘’ ( 2/222 ) ‘’ ..... Allah, sabredenleri sever. ‘’ ( 3/146-147 )‘’ .... Allah, güzel davrananlar sever. ‘’ ( 3/148 )‘’ .... Şüphesiz Allah, tevekkül edenleritevekkül edenleri sever ‘’ ( 3/159 )Not: Tevekkül: Allah’tan gelene razı olmak.‘’ .... Çünkü Allah, adil davrananları sever. ‘’ ( 5+42 )‘’ ... Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları severkendine karşı gelmekten sakınanları sever‘’ Şüphe yok ki Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever. ‘’  ‘’ ( 61/4 ) ‘’ ( 9/4 )... Devamı

KURTULUŞA ERMEK !

2008-07-02 15:32:00

 Kurtuluşa ermek ‘’ sık sık karşılaştığımız ve ilgimi çeken bir deyimdi. Kur’an’da geçtiği yerleri buldum:‘’ Ey kavmim bu ne hal ? Ben sizi , siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz. ‘’ kurtuluşa çağırıyorum( 40/41 )t arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. Şimdi şu soruların cevabını arayalım:Kurtuluşa ermek ne demektir ?Kimden veya neden kurtulunacaktır ? Bu sorunun cevabı da Kur’an’da var:‘’ Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı aldatıcı metadan başka bir şey değildir. ‘’ ( 3/185 )‘’ ( o günün azabı ) kimden savuşturulursa, gerçekten ( Allah ) ona acımıştır. İşte bu apaçık kurtuluştur ( 6/16 ) Demek ki ‘.’ kurtuluş ‘’ Cehenneme girmemektir.Kurtuluş için en kestirme yol O‘’ Allah’a karşı gelmemek ‘’ tir. ’ nu tanımak.O’ na boyun etmek.O’ nun gösterdiği yoldan sapmamak.Emirlerini yerine getirmektir. ‘’ Ey iman edenler ! Kat ka... Devamı

VİTRİNDEKİ KİŞİLİKLER

2008-07-01 17:03:00

 Hepimiz çok iyi rol yaparız Hem de çok iyi oyuncuyuzdur.Profoyosyonel oyunculara taş çıkarırız... Evet herkesin iki yüzü ve iki görüntüsü vardır Evindeki tabii halidir.Fakat evinin dışında farklı kişiliktedir, kendine biçtiği rolü başarıyla oynar. Adam dışarıda bir beyefendidir.Çok kibar. ince düşünceli, hoş görülü. Güleç yüzlü.Hal hatır gözeten örnek bir insan.Çevresinde takdir toplayan...Ama evinde, yakınlarının yanında bambaşka bir insan olur.Kendini sıkmaz, yorucu rolünü sürdüremez.Kaba, kendini beğenmiş bencil ve hoş görüsüz.Aile fertlerini mutsuz kılar, yaka silkerler.Kendisi de mutsuz... Hanımefendi dış çevrede örnek bir kadındır.Mutlu, insan canlısı...İyi bir ev kadını görüntüsü verir, ve de iyi bir eş Güleç, anlayışlı.Herkesle iyi geçinmeye çok dikkat eden.Çevrede tanıyanlar, '' bu kadınla evlenen adam ne şanslı '' derler.Ama evinde eşine karşı bambaşka bir kadındır. Sürekli bir şeylerden şikayetçi.Anlayışsız, kaba ve saldırgan.Ve de geçimsiz... Yaşanmış bir örnek:Adam lise öğretmeni. Öğrencileri ile diyalogu çok iyi.Öğrenciler öğretmenlerini çok seviyorlar. Çünkü onlara karşı şen şakrak. Hoş görülü, sevecen.Ama evdeki yetişkin yani delikanlı iki oğluna karşı tam tersi bir kişilikte.Devamlı eleştiriyor, iğneliyor. Hoş görüsüz… Kadınların bazılarının oynadığı bir başka rol daha vardır.Çocuklarına karşı oynadığı rol.Onlara karşı bir melektir.Bütün sıkıntılar, bütün tatsız kurallar babadan gelmektedir.Bütün olumsuzluklar babadan kaynaklanmaktadır.Bütün yaptırımların sebebi de babadır. Kendisinin bunda rolü yoktur.Ama babaya bu tatsızlıklar... Devamı

AKILLI KARGA

2008-06-30 14:09:00

  Hani bir masal vardı.‘’ Aptal Karga İle Kurnaz Tilki ‘’Bir ağaca çıkıp, yiyeceği peyniri ağzından düşürüp de kurnaz tilkiye kaptıran veaç kalan karga.Şaşkın karga...Hiç emin olmayın, karga şaşkın değil.Karga akıllı...Bir TV programında bir karga. Ağzındaki cevizi getirip asfaltın ortasına bırakıyor.Sonra kenara çekiliyor.Bir otomobil geliyor. Geçiyor cevizin üzerinden. Ceviz kırılıyor, eziliyor.Araba gittikten sonra karga hemen arzı endam ediyor.Arabaya kırdırdığı cevizini afiyetle yiyor.İnsanın uydurduğu masalda, karga şaşkın, karga aptal.Ama gerçeYoksa kendini akıllı sanıp, aptal masalları uyduran insan mı ?k hayatta, insanı ve arabasını kullanıp işini gören karga mı şaşkın,İşte o masal:Ormanların en aptal hayvanı olan kara karga nasıl olmuşsa nereden bulmuşsa kocaman bir parçadalına tünemişkimseyi görmüyorBUzun Peynirin kokusunu alan bizim . Etbeyaz peyniri aşırıp en yakın ağacın ,ünemiş ama ne tüneme. Gözü. rafına şımarık şımarık. akıyormuş. kuyruklu sarı tilki koşarak . ağacın altına gelip bizim çirkin kargayabaşlamış. iltifatlar yağdırmaya Aman efendim yok bizim karga dünya--nın en güzel hayvanıymış. Yok ormanın en yardımcı hayvanıymış.ormanın kralı aslan bile onu görünce korku Hatta o kadar güçlüymüş ki dan kaçacak delik ararmış .Tilkinin bu iltifatlarına dayanamayıp ağzını açınca peyniri yere düşmüş Aptal karga gak dedi peyniri tilki yedi. -- . t... Devamı

Takke Düştü, Kel Göründü !

2008-06-30 10:34:00

Başın kelse, yani saç kalmamışsa nasıl saklayabilirsin ? Geçmiş zaman diliminde takke ile, şimdi ise şapka ile.Başında şapka olduğu müddetçe kelin görünmez.Fakat bir gün bir rüzgar veya kaza ile şapkan düşerse...Kelin meydana çıkar. Tekrar şapkanı giysen dahi artık kelin görünmüş ve bilinmiştir. Toplumdan saklayamazsın.Bizim; yolsuzluk nedir bilmeyen, çok dürüst ve ahlaklı,İçinde bulunduğuTBMM ‘ nce alınan tüm kararları mahkemeye götürecek kadar adalet düşkünü,Sosyalist yani halkçı partimiz CHP’nin takkesi yani şapkası düştü,Ve keli meydana çıktı.Şapkanın gizlediği kellikte bakalım neler varmış ? ...*** Bizim anlı şanlı dürüst CHP’mizin aslında çok kınadıkları Hocaefendiden pek farkı yokmuş, yani bir trilyon YTL’yi de onlar iç etmiş.*** Bir sBu siyasi kuruluşun, içinde bulunduğu toplumun manevi değer ve donanımları ile bağlantısı yoktur. Önder Sav, bir partilinin dini inançları ile açıkça alay etmiştir. Ve bu partiye sempatisi olanlar ile tüm toplum şok geçirmiştir.iyasi partinin genel başkandan sonra en önemli kişisi kimdir ? Parti Genel Sekreteri. Onun boş bulunarak yaptığı gafla ortaya ne çıktı ?Başka ?*** Bir sosyalist yani sol siyasi yelpazede olduğu iddiasında olan ve isminde ‘’ Halk ‘’ kelimesi bulunan bu partinin aslında sosyalizm yani halkla ilişkisi yoktur. Halktan kopuk, sosyalizmle uzaktan yakından alakası olmayan, halkına ve değerlerine yabancı, halkını ve değerlerini küçümseyen bir seçkinler kulübüdür.Bunu neye göre söylüyorum.‘’ Beynelminel ‘’ bir kuruluş olan, tüm sosyalist partilerin ve ülkemizden de CHP’ nin üye olduğu ‘’ Sosyalist Enternasyonal ‘’ CHP&... Devamı

İBADETİN ANLAMI

2008-06-20 20:07:00

  Allah,** Engüzel biçimde yarattığı,** Yeryüzünde halife yaptığı,** Bütün yarattıklarından üstün kıldığı,** Göklerde ve yerde ne varsa hepsini hizmetine sunduğuİnsanı, kendisine ibadet etmesi için yaratmıştır. İnsanın bu görevi yerine getirebilmesi için;* Ona akıl, fikir ve yetenek vermiştir.* Peygamberler ve kitaplar göndermek suretiyle bu görevini nasıl yapacağını bildirmiştir.Allah, insanı ibadet etmekte zorlamamakla birlikte, ısrarla kendisine ibadet etmesini emretmiş, ibadet edenlere ödül, etmeyenlere ise ceza vaad etmiştir. İbadet kavramı Kur'an'da en çok kullanılan kavramlardan biridir. İbadet kelimesi türevleri ile birlikte Kur'an'da 250 defa geçmektedir.İbadet mükellef insanın nefsinin istememesine karşılık Rabbine saygı için yaptığı hareket, yapılması sevap olan, Allah'a yakınlık ifade eden itaattir. Bir söz ve davranışın ibadet olabilmesi için iman, samimiyet ve iyi bier niyetin bulunması gerekir.Kur'an'da Allah'a ibadet** O' nu tek bir ilah olarak tanıyıp iman etmek,** Yaratıcı, terbiye edici, rızık verici ve mabud olarak sadece O' nu kabul edip enmir ve yasaklarına itaat etmek,** Salih amel (iyi davranış ve iş ) ve hayır fiil işlemek,** O' na dua etmek,** Huzur ve sükun içinde tam bir terbiye ve vakarla hükmüne boyun eğmek,** Söz ve hareketlerde, kalp ve vücut azaları ile O' na saygı göstermek,** Teslimiyeti belirtmek,** Büyüklenmeyi ve baş kaldırmayı terk etmek,** Sadece O'na kulluk etmek,** Bütün noksan sıfatlardan tenzih edip (arındırıp ) O' na secde etmek, yüceltmek,** Helal ve haram kılınanlara dikkat ile emir ve yasaklar ile ilgili bütün hükümleri uygulamak,** Nimetlere şükretmek,** Belalara sabretmek,** İnsanların haklarına riayet edip onlara, şefkat ve merhamet etmek,** İman, ahlak, namaz, hac, zekat, oru&cc... Devamı

BABALAR İÇİN BİR ŞİİR

2008-06-13 10:17:00

    Geçen sene  '' Babalar Günü'' nde Eskişehirde bir mağaza vitrininde bu şiiri görmüştüm. Biraz fazla esprili. Ama gerçekler birazda şaka ile söylenir değil mi ? B A B A M I Z  Evimizin direği Altın gibi yüreği E..k gibi çalışır Sanki sağmal ineği         Ona biz baba deriz       O getirir biz yeriz       Bulamayız dünyada       Onun gibi bir k..iz                 Varlık yoklu bilmeyiz               Sıramızı vermeyiz               Siparişler gelmezse               Babamızı sevmeyiz                        Hasta oldum diyemez                      Biz doymadan yiyemez                      Ne mankafa uşaktır.                      Yeni bir şey giyemez                                Etrafını sararız                              Kö..k gibi dalarız        ... Devamı

Gelin Adaylarına Uyarı !

2008-06-06 15:46:00

    Yakında evlenecek gelin adaylarımızı uyarıyorum. Kına yakmak gelinliğin şanındandır. Ve güzel bir gelenektir. Elinizi çabuk tutun,kınanızı bir an önce temin edin çünkü piyasada kına kalmayacak. Bu da nereden çıktı derseniz açıklayayım. Anayasa mahkememiz türban ile ilgili Anayasa değişikiğinin iptal kararını açıkladı ya.. Şimdi bir bölük insanımız, bu kararın AKP’nin kapatılması kararının işareti olduğu şeklinde yorumladılar. Çünkü onlar çok demokrattırlar. Benim gibi düşünmeyen inanmayan yok olsun şeklindeki çok demokratik görüşün mimarıdırlar. Şimdi onlar çok sevindiler ve kapatılma kararını garanti olarak görmeğe başladılar. Sevinenler de ne yapar memleketimizde. Kına yakarlar. Şimdi kınacılara koşacaklar. Piyasalardaki kınaları tüketecekler. Siz de açıkta kalacaksınız. Uyarmadı demeyin haaa... Benden söylemesi...   Devamı

PALAVRACI MEDYAMIZ !

2008-06-06 11:23:00

    Yazımın başlığındaki ‘’ palavracı ‘’ kelimesi biraz kaba gibi geldi. Onun yerine ‘’ abartıcı ‘’ kelimesini koymayı düşündüm. Bu defa da bu sözcük anlam olarak hafif geldi. Palavra sözcüğü ‘’ cuk ‘’ oturdu.   Evet bizim medyamız ve özellikle günlük gazeteler ve TV kanallarımız, tam anlamıyla palavracı bir tutumla habercilik yapıyorlar. Hepinizin dikkatini çekmiştir. Olaylara hep en ters, en agresif ve en marijinal açıdan bakıyorlar, haberleştiriyorlar, yorumluyorlar. Pireyi deve yapıyorlar. En büyük merakları sansasyon yaratmak. Zorla kriz yaratmak. Kriz varsa, büyütmek.   Örnek mi istiyorsunuz ? 2 gün önce, bir İnternet gazetesine haber başlığı: ‘’ BORSA ÇÖKTÜ ‘’ Dolar yükselişte. Merak ettim inceledim. Borsa birkaç puan yükselmiş, dolar bir kuruş artmış. Ve ertesi günü hemen düzeldi. Eski değerlerine geriledi.   Ortamı alabildiğine germek ve siyasi kriz çıkarmak, bir siyasi kriz varsa derinleştirmek de yine bizim medyamızın işi.   Türban krizinin mimarları elbette ki, konunun siyasi tarafları. Yani iktidar ile muhalefet. Ama böyle büyük bir krize dönüşmesinde medyamızın çok önemli bir katkısı yok mu ? Biliyorsunuz dün ( 05/06/2008 ) Anayasa Mahkemesinden türban kararı çıktı. Bu sabah bir Tv kanalı haberlerinde; Genel Kurmay Başkanımıza ve tüm Kuvvet Komutanlarımıza konu ile ilgili yorumlarını sordular ve cevaplarını acele halkımıza ilettiler.   İlla ki askeri günlük siyasetin içine çekecekler... İlla ki anlaşamayan tarafları bir biri aleyhine tahrik edecekler...Kavgayı büyütecekler. Sonra da keyifle tefrika edecekler. Haberleri ve olayları taraf olarak çarpıtacaklar. Kamuoyunu kendi fikir ve inanışları ile patronlarının menfaatleri yönünde oluşturmak isteyecekler.... Devamı

Bu Kitabı Okuyunca Hayatınız Değişecek !

2008-06-05 15:45:00

      Kişisel gelişim de bir üstadımız var. Eserleri bazı batı eserlerinden kopya değil. Özgün.   Kendi araştırma ve belirlemelerini içeriyor. Bildiğim kadarı ile 4 eseri var. Belki yakında beşincisi de çıkmış olabilir. ‘’ Sonsuzluk Yolculuğu, Düşün ve Başar, İstemenin Esrarı ve Ruhsal Zeka ‘’   Evet, Dr. Muhammed Bozdağ’dan bahsediyorum. Bu eserlerden her hangi birini elinize alsanız, iddia ediyorum, bitirmeden bırakamayacaksınız. Bu eserlerin her cümlesi hikmetler içeriyor. Bir insanın bu kadar farklı ve ileri boyutlarda dolaşması bir mucize.   Daha önceki yazılarımda eserlerinden ikisini tanıtmıştım. Bu gün ‘’ RUHSAL ZEKA ‘’ dan bahsedeceğim. Benim elimdeki nüsha 2006 basımlı ve 109. Baskı. Her baskı en az 1000 kitap dahi olsa. Normal bir eserin 2000-3000 adet basılabildiği ülkemizde çok büyük başarı.   Diğerleri gibi bu kitabı da okuduğunuzda dünyanız değişecek. Hayata, insanlara, bu güne ve geleceğe bakışınız eskisine göre farklı hale gelecek ve bana hak vereceksiniz.   Gelelim Ruhsal Zeka’ya. Yazarı eserini şöyle tanıtıyor: Evrenin yüzeyinde buzdağlarının uçlarını görüyorsunuz. Ruhsal zekanızla bakmadığınızda, perde ardının engin esrarını çözümleyemezsiniz.Yaşadığım olayları sorguladım; başıma gelenleri ruhsal boyut açısından analiz ettim. Kimi sırları keşfettiğimde, hayatımın akışının da "gizli bir El" tarafından değiştirildiğini fark ettim. Yorulduğumda, ezildiğimde, çaresiz kalbimin çığlıklarıyla "O gizli El'e" yöneldiğimde, adeta evreni sarsarak hizmetime koşturduğunu hissettim.Sanki içimden bir pusula gibi sessizce bana yol gösteriyordu. O zaman, tesadüf sandığımız olayların son derece bilinçli şekilde planlandığını fark ettim. Tüm geleceklerin evrenin ruhsal boyutundan yönetildiğini anladım.Çevremdeki insanları gözlemlediğimde, aynı gizli El'in sevgi selinin, herkese yöneldiğini fark ettim. Ama bazıları ruhsal coşku kanal... Devamı

OLMADI YAŞAR NURİ HOCAM !

2008-06-04 16:35:00

    Olmadı, Yaşar Nuri Hocam, olmadı ! Biz seni farklı bir din adamı olarak tanımıştık.   Ufkumuzu açan. Çocukluğumuzdan beri kafamıza takılan soruları cevaplandıran, dillendiren, isimlendiren, Anlamlandıran. Hurafelerden arınmış gerçek bir dinle bizi tanıştıran. Seni böyle benimsemiştik, sevmiştik.   Ama sen ne yaptın. Bir din adamına en uzak bir yola girdin. Siyasete soyundun. Hem de nereden. Çoğunluğunun dine uzak ve hatta karşı olduğu bir gruptan. Oradan milletvekili oldun.   Bizim yüreğimiz cız etti. Anlayamadık, kabullenemedik. İçten içe de sana darıldık, kırıldık. Siyasette ve o grupta hiç yerin olmadığını, seni vitrin yapmak için seçtiklerini ve takiyye yaptıklarını biz biliyorduk. Ama sen bilemedin.   Fakat kısa bir süre içinde anladın ve ayrıldın. İşte ‘’ Hocamız hatasını anladı ‘’, siyasetten vaz geçti derken, Bir siyasi parti kurdun ve Genel Başkanı oldun. Olmadı hocam olmadı...   Sen bize, Müslüman Türk toplumuna, gerçek aydın bir din adamı olarak çok daha faydalı oluyordun. Bu yoldaki en belirgin üç isimden biri idin. Onların en faali ve cesuru idin. Milletin sana din adamı olarak ihtiyacı çok daha fazla idi. Artık kırgın gönlümüz seni eskisi gibi tüm antenlerini açarak dinleyemiyor, izleyemiyor. Bu konudaki eski inanılırlığını kaybettin. Çünkü siyasete girdin. Çünkü en çok tenkit ettiğin. ‘’ Dini siyasete alet etme ‘’ oyununu, istemeyerek de olsa artık sen de oynuyorsun.   Bu asırda, bu zamanda din ile siyaset bir arada olmuyor ‘’ Hocam ‘’ olmuyor !... Devamı

Atatürk ve 19 sayısı

2008-05-19 17:11:00

  Bu gün 19 Mayıs 2008 2008 yılının Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramımız. Bu gün münasebeti ile büyük önderimizin yaşantısındaki çok ilginç ve gizemli bir şekilde ortaya çıkan 19 sayısı ile bağlantıyı aktarayım edim. Tüm evrendeki olağanüstü matematiksel düzen, insan yaşantısında da var.   İşte büyük önderimizin yaşantısındaki 19’ lar: *** Atatürk’ün doğum tarihi 19 Mayıs 1881 dur. Buradaki 19 lara bakalım. ........... Doğum günü Mayıs’ın 19’ u ........... Yıl 1881. 1881 sayısı 19 sayısının 99 katıdır: 1881 : 19 = 99 ........... 1881 yılı 1900 yılına 19 yıl vardır.   *** 1900 yılında 19 yaşında iken Harb Okuluna girmiştir. .......... Harb okuluna girdiğinde 19 yaşındadır. .......... 1900 yılını gösteren sayı 19 sayısının 100 katıdır: 1900 : 19 = 100   *** 1904 yılının 19 Aralık günü, bağımsızlık konusundaki düşüncelerinden ötürü Yıldız Sarayına çağırılmıştır. *** Harb Okulunda aldığı sicil 317 – 8 dir. ............. Bu sayıyı oluşturan rakamları toplayalım: 3 + 1 + 7 + 8 = 19   *** Çanakkale Savaşlarında 19 fırkayı ( tümen ) kurmuş ve ona komutanlık etmiştir.   *** 19 Mayıs 1915 de albay olmuştur.   *** !9 Mayıs 1919 da Samsun’a çıkacak gemide 19 yolcu vardı.   *** 19 Mayıs 1919 da Samsun’a çıkıyor. ............. Kurtuluş Savaşı’nın Başlangıcı olan bu tarih Mayıs’ın 19 udur. ............ Yıl 1919. Bu sayıda da iki 19 vardır ........... Yılı gösteren 1919 sayısı 19 ‘un 101 katıdır: 1919 : 19 = 101   *** !9 Mayıs 1919 tarihinden itibaren tam 19 yıl Baş komutan ve devlet başkanın olarak Türk milletine hakim olmuştur. ............. 1938 – 1919 = 19 yıl   *** Milli Mücadele' ye fiili olarak başlaması için komutanlara yaptığı konuşma ve Meclis'te Milli davanın gerçekleşmesi yolunda güdülecek siyasetin karara bağlanma tarihi de 19 Kasım 1919 'dur.   *** Sakarya Meydan Muharebesi' ni kaza... Devamı

BİTİYOR MUSUN, DEVAM EDİYOR MUSUN ?

2008-05-15 17:05:00

    Her şey tadında ve kararında olursa, güzel oluyor, ilginç oluyor. En güzel yemeği bile insan üst üste ve her gün yerse tadı ve lezzeti hissedilmez oluyor. En güzel tabiat ortamında bile her gün kalınırsa, o güzellikler olağan hale geliyor, olağan üstülüğü hissedilmez hale geliyor. İlginçliği ve güzelliği fark edilemez oluyor.   Hiçbir şeyi kararında bırakmayı bilemiyoruz. Bir program tutuldu mu, neredeyse her gün, yani haftada dört beş gün gün. Ve tüm geceyi kapsayacak şekilde ve üçer saat. Hani derler ya kabak tadı verdi... Var mısın yok musun isimli yarışma  programından bahsediyorum. Haftada iki gün olsa, Her program bir buçuk iki saat sürse; Belki de uzun süre, birkaç yıl devam edebilirdi. Ama artık, bıkkınlık verdi. Gına geldi... Show TV’de geceleri başka program seyredilemez hale geldi. Sevimli Acun Ilıcalı’nın da yüzü eskidi.   Artık sorma zamanı gelmedi mi, ne dersiniz ? Bitiyor mu, devam ediyor mu ?... Devamı

Satılmışlık Duygusu !

2008-05-14 10:27:00

    Hiç bu kadar zorlanmamıştım. Bir yazıya başlık bulmakta. O kadar çok alternatif başlık çıktı ki karşıma, zor karar verdim. *** Aldatan ve aldananlar *** Gülen ve ağlayanlar *** Galip ve mağluplar *** Uyanık ve uyuyanlar *** Şimdi biz 1 kişiyiz *** Satan ve satılanlar....... gibi.   Başlangıcından beri bu harekete karşı idim. Sevimsiz ve itici geldi bana . Bir müddet önce de bu konuda, ‘’ Biz Kaç Kişiyiz Bir Cepheleşme Hareketidir ‘’ başlığı ile bloğumda bir yazı yayınlamıştım. Sonra da sevgili Metin Akpınar’ın bu harekete alet edildiği Kanaltürk’te yayınlanan bir konuşmasını konu edinen ‘’ Hiç Bir Şey Yapmayacak mısınız ? ‘’ başlıklı diğer bir yazı. Dün yani olayın basında patlak verdiği günde bu ‘’ satış ‘’ olayı ile ilgili iki yazı yayına verdim.   Taraftarı olmadığım halde bu olay o kadar çok etkiledi ki beni anlatması zor. Cumhuriyet tarihimizde eşi benzeri bulunmayan ve de bulunamayacak bir milyonu aşkın kişiyi kullanma olayıdır bu . Bir alavere-dalavere, bir Ali-Cengiz oyunudur bu. Bir aldatma aldatılma olayıdır bu. Bir köşeyi dönme olayıdır bu.   Bir an için bu hareketi benimseyenler yerine koyuyorum kendimi, kapıldığım öfke ve duygu selini anlatmak çok zor. Bir milyon iki yüz bini aşkın kişiyi aidat ödemek suretiyle; bir heyecan vererek, miting alanlarına toplayarak, ateşli vatansever söylevlerle ikna ederek başlattığın hareket için kurduğun derneğe üye kaydet. Bu işin organizasyonunda kullandığı TV kanalını büyüt marka yap. Değerini 3-5 katına çıkardıktan sonra sat. Karlı bir satış, her şeye rağmen bazıları için keyifli bir işlem olabilir. Ama ya satılmışlık duygusu ?... Devamı

BİR GÜNDE İKİ ŞOK !

2008-05-13 15:20:00

    Bu gün 13 Mayıs 2008 Şok yaşama günümüz. Bir günde iki şok ! Bize çok. Ama ne yapalım. Bu ülkenin ferdi olarak güne şoklarla uyanmak ta biz de olağan hale geldi.   Birinci şok bloğumdaki bir önceki yazımın konusu: Büyük gazeteci, pardon büyük iş adamı, büyük stratejist Tuncay Özkan’ın, ulusalcı bir çıkışla ‘’ Biz kaç kişiyiz ‘’ hareketini başlattığı ve büyüttüğü TV kanalı Kanaltürk’ü kendi ifadeleri ile bir milyonu aşkın katılımcısı, taraftarı ve hayranı ile birlikte en büyük muhalefetçisi olduğu AKP’ ye yakın bir gruba satması. Hayal kırıklığı ve şok !   İkinci şok. Erkan Mumcu’dan geldi. Kendisi siyasi hayatta başarılı olmamasına rağmen, bu güne kadar ki söylemleri, olaylara makul ve mantıklı yaklaşımı ile kamuoyunda belirli bir taraftar ve hayran kitlesi olan Erkan Mumcu’muz güney doğuda partisi Anavatan’ın bir il başkanının düğününde ateşli silahlar eşliğinde halay çekmesi. Benzer olayların çok yaşandığı bir çok insanın öldüğü ve yaralandığı, kamuoyunda çok büyük tepkilere sebep olan, silahların atıldığı, yüzlerce, binlerce mermi yakıldığı böyle bir maganda ortamında bulunması. Basında yer alan fotoğraflarda da görüldüğü gibi olaydan hiç rahatsız olmaması. Ve hatta mutlu olarak kırım kırım kırıtması... Gönül, böyle bir ortamda bulunmayı reddetmesi veya böyle bir ortamı önlemesini görmeyi arzu ederdi...   Lider ve ideal adamlarına saygı duyulur. Hatta karşıt görüşlüler tarafından dahi. Ama gerçekse... Ya bu yaşadığımız olaylardaki gibi ideal adamlarının idealistlikleri gerçek olmayıp sanal olduğu bir gün anlaşılırsa.... Sihir yok olur. Büyü biter... ... Devamı

İDEAL Mİ , YOKSA PARA MI ?

2008-05-13 11:16:00

    Bu günkü gazetelerde ilginç bir haber var: Başlık: Kanaltürk isimli TV kanalı AKP’ye yakın bir gruba satıldı. Altında açıklama: ‘’ Ulusalcı ‘’ Kanal Türk ‘’ muhafazakar ‘’ ve AKP’ ye yakınlığı ile bilinen daha önce ‘’ Bugün ‘’ gazetesini de alan Koza grubuna 10 milyon dolarlık borcunu da devrederek 25 milyon dolara satıldı. Kanal izleyicileri şaşkın !   Yalnızca kanal izleyicileri değil, tüm kamuoyu şakın ! Ulusalcı çizginin bayrağını taşı ‘’ Biz kaç kişiyiz hareketi ‘’ ile kalabalıkları topla, organize et. Mitingler tertip et. İktidar partisi AKP’ nin en büyük muhalifi ol. Kanalını bu olayla ‘’ marka ‘’ yap, yani, firma değerini dolayısı ile satış değerini yükselt. Ve muhalifi olduğun zihniyete yakın bir firmaya 35 milyon dolara sat. Ne olacak şimdi ? İdealler ne olacak ? ‘’ Biz kaç kişiyiz ‘’ hareketinin motoru da gitti. Bu hareketin akıbeti ne olacak ? Bu harekete gönül vermiş ulusalcı kitleler de, ‘’ kendilerinin de satıldığı ‘’ düşüncesine kapılmayacaklar mı ?   Tuncay Özkan başarılı bir gazeteci idi. Başarısını küçük bir TV kanalı sahibi olmakla gösterdi. Ama esas başarısı iş adamlığı kulvarında imiş. Küçük bir kanalı, bir hareket organize ederek büyük bir marka yaptı. O büyük markayı da tam zamanında ve kıvamında paraya çevirdi. Zihinlerde de bir soru işareti takıldı kaldı. İdeal mi, para mı ?... Devamı

SİGARA TAMAM, SIRA ALKOLDE !

2008-05-12 17:50:00

    Sigara yasağını genişleten kanun bir hafta sonra 19 Mayıs 2008 günü yürürlüğe giriyor. Kapalı mekanların büyük çoğunluğunda sigara içilemeyecek. Eğer bu kanun ciddiyetle uygulanabilirse tiryakileri zor günler bekliyor. Sigara yasağı hakkında daha önce de iki kanun çıkarılmıştı. Ama yaptırımı için ciddi tedbirler alınmadığı için, pek uygulanamamıştı. Tabii ki kanun çıkarmakla iş bitmiyor. Uygulanması için ciddi denetimler getirilmeli ve tedbir alınmalıdır. Neyse konuya iyimser bakalım ve uygulanacağını var sayalım.   Belli başlı zararlı alışkanlıklar neydi ? Şöyle bir hatırlayalım: *** Sigara *** Alkollü içkiler *** Uyuşturucu maddeler *** Kumar Bir şeyin insanda alışkanlık yapması ve iptila haline gelmesi için, içeriğinde zehir olması gerekiyor. Sigarada nikotin isimli zehrin ve bunun yanında dört bine yakın zararlı madde ve zehrin olduğunu biliyoruz. Diğer alışkanlık yapan şeylerde de tabii ki zehir var. Uyuşturucular zaten en kuvvetli zehir. Orta şiddete bir gram uyuşturucu bir milyon beyin hücresini öldürüyor.   Bir şeyi daha hemen hatırlatalım. Vücudumuzda ölen hücreler hemen yenileniyor. Yaratıcımız öyle tasarlamış. Yenilenmeyen iki tür hücre var, sinir hücreleri ile beyin hücreleri. Onlar gitti mi gider. Yenisi gelmiyor. İşte bu dört zararlı alışkanlıkta zarar, bu beyin ve sinir hücrelerinde oluyor.   Kumar alışkanlığı tabii ki zehirli bir madde ile ilgili değil. Ama onda da, kumar heyecanı ve stresi, insanın bir hormonunu zehir haline dönüştürüyor, bu da iptila sonucunu getiriyor.   Bu dört zararlı alışkanlıkta yine en masumu sigara; çünkü ,insan bu alışkanlığını kendisi yenebiliyor, kendi kendine kurtulabiliyor. Diğer üçü için de ne yazık bu imkan yok. Alkolikler, uyuşturucu ve kumar müptelalarının kendi kendilerine kurtulma imkanları yok. Tek kurtuluş, hastanede doktor kontrolünde çok uzun süreli tedavi. Böyle halde dahi kurtuluş şansı yalnızca en fazla % 10. Yani % 90 başarısızlık, perişanlı... Devamı

DELİ HAYDAR YİNE GELDİ !

2008-05-08 17:09:00

    1973 yılı Mart ayı başında İzmir’in Bayındır ilçesi’ne askerlik dönüşü, mensubu olduğum kamu iktisadi kuruluşu’nun bir işyerine şef teknisyen olarak atanıyor ve işe başlıyorum. İşyerim o zamanlar 5000 nüfuslu ilçenin merkezine bir buçuk kilometre kadar mesafede, kırsal alan özelliklerinde bir yer. İki katlı eski bir taş bina. İşyerim müstakil. Altta bürom, üst katta ise ikametime tahsis edilen lojmanı var. Binanın yanında gölgesi ile tüm binayı kaplayan yaklaşık 150 yaşında bir ulu çınar ağacı var. Öyle bir çınar ki gövdesini çevresi 5- 6, çapı iki, yüksekliği de yaklaşık 10 metre.   İzmir’i tanıyanlar bilirler,yaz aylarına sıcağı çok meşhurdur. Bazı senelerde gölgede 44 dereceye kadar yükselen, tüm canlılarla beraber insanları bunaltan bir sıcak. İzmir kent merkezinde, denize yakın veya konum olarak denizi görebilen yerlerde bazen denizden karaya doğru serin bir rüzgar eser. İmbat ismi ile ünlenmiş bu rüzgar, apartmanlar arasında boğulmuş kentin iç kısmında hissedilmez. Yapraklar dahi kıpırdamaz. Tüm günler ve geceler boyu serinliğe hasret bir yaşam sürdürülür.   İşyerimin ve evimin bulunduğu yer 50 haneli. Bağlı olduğum kurumun ve Orman İşletme Müdürlüğünün 30 kadar lojmanı ve o civar halkının evleri var. İzmir’e 75 kilometre uzaklıktaki bu ilçenin denizle ilgisi ve bağlantısı olmadığı için, meşhur İmbat buralara kadar gelmiyor. Günün aşırı ve boğucu sıcağından sonra bir serinlik söz konusu değil. Aksine akşama yakın yani ikindi saatlerinde başlayan ve akşama kadar aralıksız devam eden bir esinti, yani rüzgar var. Ama bu rüzgarda hiç serinlik yok, yani sıcak. Her akşam muntazaman başlıyor ve az şiddetli olarak saatlerce sürüyor.   Bizim ulu çınar o gibi o muhitte 4-5 tane daha ulu çınar daha var. Ve o ağaçlarda da binlerce Ağustos böceği. Ağaçların milyonlarca yaprağı Çok sesli orkestra...Ve bitip tükenmeyen bir konser: Hışşşşş..................... Vız............................ İş... Devamı

ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA

2008-05-08 12:48:00

    Başın öne eğilmesin Aldırma gönül, aldırma Ağladığın duyulmasın Aldırma gönül, aldırma   Dışarıda deli dalgalar Gelip duvarları yalar Seni bu sesler oyalar Aldırma gönül, aldırma Hapishane yaşantısını çok güzel anlatan bu şiir, Sinop Ceza Evinde 1932-1933 yılları arasında yatan şair Sabahattin Ali’nindir ve Sinop Ceza Evini anlatmaktadır. Çok özel ve güzel melodisi ile türkü haline gelen bu eser klasikleşmiştir. Yıllardır dillerden düşmeden tüm insanlarımızın, özellikle ceza evlerinde yatan mahkumlar ve yakınlarının gönüllerinin pasını almaktadır.   Yukarıda ilk iki dörtlüğünü verdiğimiz bu şiirin, türkünün son iki dörtlüğünü de vererek hatırlayalım: Dertlerin kalkınca şaha Bir sitem yolla Allah’a Görecek günler var daha Aldırma gönül, aldırma   Kurşun ata ata biter Yollar gide gide biter Ceza yata yata biter Aldırma gönül, aldırma Aldırma gönül, aldırma Gönül aldırma... Sinop Ceza Evi’ni anlatan bu şiirin türküsü, bu günlerde Sinop Ceza Evi Kadınlar bölümünde geçen olayları konu edinen ATV ‘ de yayınlanan bir dizinin fon müziği. ‘’ PARMAKLIKLAR ARDINDA ‘’ isimli bu dizi, bu kanal ve diğer TV kanalları arasına yayınlanan bir çok TV dizisi arasında seçkin bir yere sahip.   Sağlam, özgün ve güzel bir senaryo: Feride Çiçekoğlu Güzel bir dramatik kurgu: Yıldız Demir. Reji ve Kamera: Usta bir kameraman ve görüntü yönetmeni Çetin Gürtop Sinop bir ceza evi kenti. Ceza evi kentleri içinde en ünlülerinden Binlerce yıllık geçmişe sahip, deniz kenarında, surlar içinde bir kale ceza evi. 1997 yılına kadar işlevini sürdürmüş ve bu yıl boşaltılarak, Kültür Bakanlığına devredilmiş. Bu cezaevinde bazı ünlüler de yatmış. Refik Halit Koray, Refii Cevat Ulunay, Burhan Felek ve yukarıda belirttiğimiz gibi, bu ceza evini anlatan bu güzel türkünün şiirinin sahibi Sabahattin Ali.   Bu özellikleri ile de bu dizi özgün ve özel. Ve bu diz... Devamı

HER ŞEY ZITTINDA GİZLİDİR

2008-05-05 15:57:00

  Herkes zengin olsa, fakirlik olmasa. Herkes sağlıklı olsa, hastalıklar olmasa. Her şey herkes güzel olsa, herkes iyi olsa. Çirkinlikler olmasa, kötülükler olmasa. NE İYİ OLURDU DEĞİL Mİ ?   Şöyle bir düşündüğümüzde her şeyin bir zıttı olduğunu görürüz.Uzun - Kısa, Az- çok, Var - yok., Açık - koyu, Zor - kolay, Ağır, hafif. Aydınlık - karanlık.Sevap - günah...... v.b. gibi. Bu liste uzayıp gider.OLUMLU bir kavram karşısında mutlka zııttı OLUMSUZ bir kavram var.   Tüm olumsuzluklar, tüm zıtlıklar olmasa, DÜNYA NE GÜZEL OLURDU DEĞİL Mİ ? Emin misiniz ? Son kararınız mı ? Daha iyi ve daha güzel mi olurdu ? Acaba ? Daha güzel, daha iyi olmazdı dostlar. İyiyi güzeli bırakalım. Olumlu bir kavramın karşısında zıttı ve olumsuzu olmasa, İyi ve güzelin de bir anlamı olmazdı. Ve, ve, ve hatta hiç olmazda.   İyi ve olumlu diyebileceğimiz kavramların karşısında karşıtları olmasa onları tanımlamak, anlamak, farketmek mümkün olmazdı. Çirkinlik olmasa güzelliğin bir farkı ve manası olur muydu ? Zorluklar olmasa kolaylıklar nasıl farkedilirdi ? Keder, tasa, elem olmasa; keyfin, neşenin farkına varabilir ve bu güzel duyguları tadabilir miydik Hastalıklar olmasaydı, sağlıklı yaşamanınkeyfini sürebilir miy dik ? Bir düşünün hele. Hele bir düşünün Ölüm olmasaydı, yaşamanın tadı olabilir miydi ?   Büyük tasarımcımız, Yüce Yaratıcımızın yaptığı her şeyde bir anlam ve hikmet vardır. Yaz ve kış, geçişleri olan ilk ve son bahar mevsimleri ile yaşamımıza renk katmaktadır. Kurak geçen günlerden sonra yağışlar ne güzeldir ! Yazın sıcağından sonra kışın soğuk bembeyaz örtüsü olan kar yerine ve güzeldir. Yaşantımızda hep kara günler sürüp gitmez. Sonrasındaki iyi ve güzel olaylar bizi nasıl mutlu kılar. Mutsuzluklarımız olmasaydı. MUTLULUk HAZZINI tadabilir miydik. ? Hayatın ve şeyin anlamı işte bu olumsuzluklarda ve zıtlıklardadır. Her şeyi en iyi şekilde yapan. Her şeyin en doğrusunu bilen yüce Allah bu oluşumu da bize açıklıyor: ... Devamı

İnsanın Sosyal Zaafları

2008-05-02 16:20:00

  Allah, insanı yeryüzünde halife olarak seçmesi sebebiyle çok değişik ve çok boyutlu ruhsal niteliklerle donatmıştır. Canlılar içinde hayvanların oluşturduğu bazı küçük gruplar dışında insan gibi toplum oluşturan başka varlıklar bulunmamaktadır. Toplum oluşturmak ise , büyük oranda insanın doğasından gelen bir ihtiyaçtır. Çünkü her insan yalnız başına ihtiyaçlarını gidermede, bir çok zorluklarla karşılaşmasının yanında, psikolojik olarak da dertlerine ortak olan, sevinçlerini paylaşan bir hemcinsine muhtaçtır. Bu gibi biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlar, insanın sosyal bir varlık olmasını zorunlu kılmıştır. Bu yaradılış özelliği sebebiyle yaşamı boyunca diğer insanlarla bir arada bulunmak, onlarla iletişim içinde olmak zorundadır. İşte bu sosyal birliktelik onu hiçbir yaratıkta görülmeyen biçimde çok boyutlu ve karmaşık davranışlara sahip kılmıştır. Böylece yaradılış zorunluluğu olarak kurduğu toplum da kendisi gibi karmaşık bir özellik arz etmekte ve geniş bir ilişki ağı halinde karşımıza çıkmaktadır. Bu iş birliği ve alışveriş hem maddi ve hem de manevi alanda olmaktadır. Bu sebepten insan yaşadığı topluma sıkıca bağlanmakta, toplumun tüm norm ve değerleri kendisini etkilemektedir. Dinini, dilini, giyimini, kuşamını,estetik anlayışını, ahlak kurallarını, zevklerini büyük oranda içinde yaşadığı toplumun norm ve değerleri tayin etmektedir. Zaten bu günkü ilimde , insanın davranışlarını etkileyen unsur olarak genetik yani kalıtımdan sonra çevreyi etkin olarak kabul etmektedir. Davranışlarımızın temelinde, birer itici güç olarak, toplum aracılığı ile oluşan taklit, telkin, örf-adet ve şartlanmanın büyük oranda etkisi bulunmaktadır. İnsanın alışık olmadığı kendisine yakın bulmadığı şeyler kabul etmesi doğal olarak adeta imkansızdır. Fert alışık olmadığı şeyleri kabul etse de , toplum tarafından yadırganmak suretiyle mahkum edilerek yalnızlığa itilmektedir. Buna örnek olarak peygamberlerin getirdikleri hak mesajları toplumlarının yadırgaması ve kabulde dire... Devamı

TÜRKÇE' MİZ MİLLİYETÇİLİĞİN NERESİNDE ?

2008-05-01 20:03:00

  Bir milleti millet olarak ayakta tutan ilerideki yüz yıllara taşıyan değerlerin neler olduğunu bilirsiniz. Kültürel değerleri, dini ve dili. Kültürel değerler için bir şey demeyeceğim. Folklor gibi zenginlikleri yaşatma gayretleri var. Din konusunda da, Yüce Allah’ın Kur’anla indirdiği saf dini yaşamasakta olumsuz ve olumlu gelişmeler var.   Gelelim dilimize, yani Türkçe’mize. İşte bu konuda tehlike çanları tüm şiddetiyle çalıyor. Fakat kimsenin umursadığı yok. Konuştuğumuz dilin içinde kendimizin diyebileceğimiz kelime oranı % 10 dan da az. Geçmişte Arapça ve Farsça egemenliği hakimdi. Şimdi ise her şeyimiz İngilizce.   Gazetelerimizin, dergilerimizin, TV kanallarımızın isimleri İngilizce Bankalarımızın adı İngilizce. 1000- 2000 nüfuslu köy ve beldelerimiz dahil şöyle bir çarşıya çıkın, tüm ticarethanelerimizin ve esnaf dükkanlarımızı isimleri İngilizce. Ve hatta çocuklarına İngilizce iimler koyanlar da var. Ve bundan hiç rahatsız olmuyoruz. Küçük, 5-10 metrekarelik bakkal dükkanı oldu market. Teşhir vitrin ve dükkanları oldu show room. Tüm alanlarda Türkçe kelime ve isim kalmadı. Kısa bir süre önce 1800 nüfuslu bir beldemizde idim. Kahvehanenin adı olmuş Cafe. Tüm bakkalar market...   Türkçe sözlüklerimizde Türkçe kelime kalmadı. İhtiyaca karşılık, Türkçe’mizde olmayan fakat yaşamımızda kullandığımız kelimeleri içeren büyük sözlükler var artık. Bunlar bir tane aldım. On bin kelimelik. Fakat bazı kelimelerin anlamlarını dahi bulamıyorum. Dilimiz o kadar yabancı kelime işgaline uğramış ki, felaket artı felaket. Ve bundan hiç kimse rahatsız olmuyor. Umursamıyor...   Bu milletin fertleri olarak hepimiz milliyetçiyiz. İşin edebiyatına gelince duygularımız şaha kalkıyor. Benim bir şeye aklım takılıyor. Güzel Türkçemiz, milliyetçilik akımının neresinde. Kendilerini milliyetçi olarak isimlendirenler Türkçemizin katliamı karşısında ne yapıyorlar. Benim gördüğüm kadarıyla bir şey ya... Devamı

İÇGÜDÜLERLE OYNAMAK !

2008-04-30 16:57:00

    Hayvanlarla insanların, yani canlıların içgüdüleri vardır. Kendini korumak ve üremek gibi... Bunlar otomatiktir, süreklidir. Ve yaşamın devamlılığı için gereklidir... Hayvanlarda bu güdülerin kontrolü söz konusu değildir. Her an ve her yerde güdülerinin gereğini yaparlar...   Ama insanlar farklıdır. Yaratıcı, insanı düşünme yeteneği ile donattığı için bu tabii güdülerini kontrol edebilirler. Ve tabii ki etmelidirler. Edemedikleri zamanda hayvanlardan farkı kalmaz. Hayvanlardan daha vahşi ve tehlikeli olabilirler... Örnek mi istiyorsunuz ? İşte ırza tecavüzler... Çocukların cinsel istismarı... Birkaç küçük çocuğu olan babaların başka küçük çocuklara tecavüzleri... 12-13 yaşındaki erkek öğrencileri ile cinsel ilişkiye giren kadın öğretmenler... Zevk için insan öldürenler... Etini yemek için başka insanları öldürenler... Kendi kızına tecavüz eden babalar...Başka türlü ensest olayları... Cinsel sapkınlıkların türleri. Homoseksüeller, gayler, lezbiyenler, travestiler ve sayısız diğer türleri...   Kentlerde ve özellikle büyük şehirlerde tenha yerlerde gezmek ve geceleri dışarı çıkmanın zor ve tehlikeli hale gelişi... Bunların çok arttığı doğru mudur ? Bu soruya hayır diyebilecek var mıdır ? Peki neden ?   Yurt genelinde büyük tirajları olan ulusal gazetelerimizin büyük çoğunluğuna bir bakın, bir hatırlayın... Boy boy yarı çıplak değil çıplak kadın fotoğrafları... Beynelminel sözde sanatçı kadınların her türlü özel hayatları ile ilgili rezilliklerinin marifet halinde empoze edilişleri... Bir gün tiraj bakımından ilk iki veya üçe giren bir gazetemizde, tam bir sayfa hacminde cinsel sapkınlığın insanın cinsel tercihi olduğu hakkında haber-röportaj, yorum ve yönlendirmesi ( Bu gazetenin ismini ilgilenip sorana özel olarak bildirebilirim.)   Orta sayfa güzelleri, arka sayfa güzelleri... Yani kadın cinselliğinin alabildiğince istismarı... Ve bunlara kadınların, kadın derneklerinin karşı çıkmayışı. Tepkisiz kal... Devamı

AHH EĞİTİM AH !

2008-04-21 17:07:00

  Her şeyin başı eğitim... Hahh, biz de işte böyle deriz. Her aksaklığın, her çözümsüzlüğün sonucunu eğitime bağlarız. Her konuşmaya başlayan, her eline mikrofonu alan, eğitimin öneminden ve faziletinden bahseder. Ama iş uygulamaya gelince, eğitim en sona kalır, veya unutulur.   Çağ teknoloji çağıdır. Tüm ileri ülkelerde teknik öğretime öncelik verilirken bizim eğitim bakanımız ve yetililerimiz de bu fikre katılırlar ve söylemlerinde vurgularlar Ama üniversite sınavlarında puan oyunları ile teknik öğretimin önü tıkanır ve gençler, çağımızda pratik hiçbir işlevi kalmayan, üniversite sınavlarında ortalama başarı şansı % 5-6 yı geçemeyen düz liselere yöneltilir. Sanayimizin gerçek ihtiyacı, ara eleman iken Çocuklarımız bir türlü endüstri meslek liselerine yönlendirilemez. Türkiyede kendi konusundaki tek meslek lisesi olan Demiryolu Meslek Lisesi gibi teknik öğretim kurumu da kapatılır..   Yüksek öğretime yol olmaktan başka bir işe yaramayan düz lise mezunlarının %80-90 ı da yüksek öğrenime başlayamaz, yapamaz. Sonuç; bunalım artı bunalım...   Başarının değerlendirilmesi, sınıf geçme, müfredat yani eğitim ve öğretim programları. Devamlı bunlarla oynanır. Bünyemize uygun bir sistem bir türlü bulunamaz. Sonuç: Gittikçe düşen eğitim kalitesi... Gittikçe düşen başarı...   İlk ve orta öğretimde düşen eğitim kalitesi ve başarı yüksek öğretime de sirayet eder... Dünya çapında , ekonomik ağırlıkta ülkemiz ilk 9 ‘a girer Ama ülkemiz üniversiteleri; eğitim kalitesinde ilk 500’ e dahi giremez...   Memleketimizin yüksek öğrenim ihtiyacı belirlenemez. Örnek olarak zıraat fakülteleri mezunlarına iş şansı kalmamışken, mevcut fakültelere kontenjan da arttırılarak ha bire öğrenci alınır. Bu da yetmez bir çok yeni ziraat fakülteleri açılır. Öğretmenlik eğitimi veren fakülteler de bir başka örnek. Öğretmenlik eğitimi almış ama atanamamış, işsiz gezen 220 bin genç...   Bu iş için özel bir Y... Devamı

HİÇ BİR ŞEY YAPMAYACAK MISINIZ ?

2008-04-21 12:54:00

  Göster/ Gizle   20.Nisan 2008 Pazar günü gazeteci Tuncay Özkan’ın kurucusu ve sahibi olduğu Kanal Türk TV. kanalında, yine Tuncay Özkan’ın başlattığı ‘’ Biz Kaç Kişiyiz ‘’ hareketinin bir kapalı spor salonunda yapılan toplantısı naklen veriliyor. Gün boyu ve toplantının tamamı. Kürsüde sevgili, sevimli, şirin mi şirin Metin Akpınar. Toplantının içeriği kapsamında bir siyasi konuşma yapıyor. Heyecanlı mı heyacanlı...   Belki de yüzyılları aşan bir süreçte birikmiş toplumsal sorunları tek tek anons ediyor. her birinin sonunda da nakarat haline getirdiği şu soru cümlesini üzerine basa basa tekrarlıyor: ‘’ Hiçbir şey yapmayacak mısınızzz ? ‘’ Tezahürat ve alkışşş....   Memleket toprakları yabancılara peşkeş çekiliyorrr... Hiçbir şey yapmayacak mısınızzz ? Alkışşş   21. yüzyılda kadınlarımız hala eziliyor ve dayak yiyorrr... Hiçbir şey yapmayacak mısınızzz ? Alkışşş....   Yurdumuzu medeni bir ülke sanarak gelen turist kadınlara tecavüz ediliyorrr... Hiçbir şey yapmayacak mısınızzz ? Alkışşş... ..................................................... Hiçbir şey yapmayacak mısınızzz ? Alkışşş.....   Böylece uzayıp gidiyor. Saat tutmadım ama, belki de yarım saat, aynı soru. Soruların kapsamında ekonomik ve siyasi olanlar da var. Ama çoğunlukla geçmişin biriktirdiği toplumsal sorunlar da. ‘’ Hiçbir şey yapmayacak mısınız ‘’ sorusunun muhatabı da tabii ki de halen iktidarda olanlar. Öne çıkarılan problemlerin içinde,İktidarda olanların çözebilecekleri de var, toplumun genelini ve seviyesini ilgilendirip çözemeyecekleri de.   Ama hep sorun var, soru var, eleştiri var. Çözüm önerisi.. ? .........................   En kolay şeydir eleştirmek. Hepimiz, hep yaparız. Çözüm... İşte o... Eleştirmek kadar kolay değil. Kimi sorunlar çabuk çözülür. Birkaç günde, birkaç ayda. Kimi sorunlar iç... Devamı

'' BİZ KAÇ KİŞİYİZ '' bir cepheleşme hareket

2008-04-17 14:10:00

    ‘’ Biz kaç kişiyiz ? ‘’ hareketi bir ‘’ Toplumsal Muhalefet ‘’ hareketi imiş. Neye karşı muhalefet ? Öncelikle muhafazakar AKP hükümetine karşı, sonra bu günkü CHP yönetimine karşı muhalefet. Bilindiği gibi Kanal Türk kurucusu gazeteci Tuncay Özkan’ın 12 Eylül 2007 tarihinde başlattığı bir hareket... Kendi ifadeleri ile şimdiden bir milyonu aşkın üyeleri varmış. CHP kurultayında yönetimi değiştirmeyi deneyecekler, başaramazlarsa siyasi bir kurum haline gelip, yani partilileşip mücadeleye devam edecekler.   Çoğu illerde büroları ve İnternet siteleri var. Üye kaydediyorlar. Büyük katılımlar hedefinde mitingler tertipliyorlar.   Buraya kadar verdiğim bilgilere herhalde sahipsiniz. Ama bu hareketin mantığını düşündünüz mü ? Geçmişte örnekleri olup olmadığını incelediniz mi ? Şimdi sıkı durun ! Aşağıdaki bilgi ve veriler ışığında konuyu bir daha gözden geçirin.   Biz kaç kişiyiz hareketi bir cepheleşme hareketidir. Siyasi hayatımızda biz bu filmi birkaç kere izledik. Önce 1950-1960 Demokrat Parti iktidarı döneminde. Adnan Menderes bir biri arkasından gelen başarısızlıklar akabinde 1958 yılında Vatan Cephesi hareketi başlattı. İktidar partisi, muhalefet partisi CHP’ ye karşı kurduğu bu cepheye üye kaydetmeye başladı. Tıpkı bu günkü ‘’ Biz kaç kişiyiz hareketi ‘’ üyeliği gibi. Devlet Radyosu tüm gün ve saatler boyunca bu cepheye katılanların isimlerini yayınlamaya başladı. Öyle bir söylenti var ki, o gün memleketin nüfusu 30 milyon iken 350 milyon üyenin ismi yayınlanmış radyolardan... Yurdun her yerinde en küçük yerleşim birimlerinde dahi VC büroları açıldı.   Zaten var olan siyasi ikilik kutuplaşmayı getirdi. Vatandaşlar da ikiye ayrıldı. Ve gittikleri kahvehaneler dahi ayrıldı. Komşu komşusu ile zıtlaştı, hasım haline geldi. Bir aile içindeki, iki kardeş dahi birbirine düşman haline geldi. Yüksek öğrenim gençliğine... Devamı

MARKA OLMAK

2008-04-15 13:33:00

    Kişilik nedir sizce ? Kendine has tavır, kendine has giyim, kendine özel tarz değil mi ? Eskiden bir moda vardı. Şimdi bir de marka merakı eklendi. Elbise ayakkabı. Yani giyim kuşam. Modaya uygun olacaktı. Şimdi ise yalnızca modaya uygun olması yetmiyor. Birde tutulan yabancı markalardan biri olacak...   Olmazsa olmaz. Olacak ki mutlaka olacak. Marka bir ürün olacak... Bu zorunluluğa yalnız dünyalığı yerinde olanlar tabi olsa sorun değil. Özellikle gençler, dar gelirli veya orta halli babalaarına annelerine diretiyorlar. - Alacağım ayakkabı marka olacak. Tüm arkadaşlarımın spor ayakkabısı marka. Benim onnlardan neyim eksik. Ben onların yanında ezik mi kalayım ? Anneler babalar perişan. Bir ayakkabı parası yerine 5 ayakkabı parasına marka bir ayakkabı alacaklar. Nasıl alacaklar ? Harç borç da olsa alacaklar. Kredi kartları hesapları, tüketici kredileri büyüse de alacaklar. Bu nasıl mantıkdır. Bu nasıl kişilik anlayışıdır. Kişilik kendine has bir tarz ve tavır değilmiy di ? Herkes belirli bir tarz giyiniyor. Herkes birbirinin kopyası... Ve, ve, ve hatta herkes belirli bir model davranışta...   Kişilikli insan kendi zevkine ve kişiliğine has giyinir ve davranır. Kişilikli insan ucuz ve sade giyinir fakat ne giyse kendine yakıştırır. Kopya çekmez, kopya ve yapay davranışlard a bulunmaz. Kişilikli insan marka bağımlısı olmaz. KENDİSİ MARKA OLUR... Devamı